- Advertisement -

Fistik.com’u hatırlıyor musunuz? 2000’in çok başlarında internetin çok az kişi tarafından kullanıldığı zamanlar Flash animasyonları yapan Cemre Özkurt‘un güzel bir projesiydi bu site. Karate Kamil efsanesi burada doğdu. Yıllarca devamını bekledik. Gelmedi. Cemre Özkurt bu arada San Francisco’da Worm Animation‘ı kurdu ve bu stüdyodan bir oyun geldi. Beat the Game inceleme karşınızda.

Canlıları öldürme.

Beat the Game işte yılların birikimine sahip biri olan Cemre Özkurt ve ekibinin oyunu. Oyunda çevremizdeki sesleri arıyor, kaydediyor ve bunları “mixleyerek” müzik yaptığımız bir oyun. Karakterimiz “Mıstık” sürreal bir dünyada nedendir bilmediğimiz bir şekilde keşfe çıkıyor. Daha sonrasında ise nedendir bilmediğimiz bir şekilde tüm sesleri toplamaya çalışıp nedendir bilmediğimiz bir şekilde bunları en son doğru şekilde çalmaya çalışıyoruz.

Cemre Özkurt’u 2000’in en başlarından bilirim, animasyonlarını izledim. Görsel ve sanatsal olarak takdir ettiğim birisidir. Beat the Game de bu açıdan kesinlikle takdir edilesi. Oyundaki çizimler, çeşitli göndermeler başarılı. Oyun müziklerindeki hafif Türk dokunuşları çok hoşuma gitti. Ama konu animasyon değil oyun olunca işler maalesef biraz değişiyor.

Kendinden küçüklere zarar verme.

Oyunun en büyük eksikliği hikayesi. Ortada bir hikaye yok. Yukarıda fazla değinmedim ama nedendir bilmediğimiz bir şekilde oyuna başlıyor, bir yerlere düşüyor ve sonra etrafımızdaki müzikleri kaydetmeye başlıyoruz. Ya neredeyim, nereye gidiyorum, ne oluyor bir şey söyleseydiniz keşke. Şatanak kendimi çölün ortasında buluyorum. Etrafımda bir şeyler dönüyor, hiçbir ipucu yok. Bir yerde canavar var, öbür tarafta bir kız koşuyor. Oyun bunların hiçbirini açıklamıyor.

Eşyalar topluyoruz, çoğu hiçbir işe yaramıyor. Topladığımız eşyayı inceleyemiyoruz bile. Niye topladığımız belli değil. Ne bileyim; bari bir şeyler anlatsaydı, üstünde bir şeyler yazsaydı. Yok. Öyle dolanıyoruz. Bir tane robotumsu bir şey ile karşılaşıyor, onu hareket ettirebiliyoruz özel bir tuş ile. Tek kabiliyeti bizden daha hızlı hareket edebilmesi. Hiçbir katkısı yok.

Şimdi ben bunları dedim ama oyunu oynarken böyle düşünmüyorsunuz. Sanıyorsunuz ki ilerledikçe bir şeyler olacak. Sonra ne oluyor? Bir anda alakasız bir şekilde oyun bitiyor. Siz de ekrana öyle bakıyorsunuz. Jenerik akıyor, siz hayatı sorguluyorsunuz. Oyun çok kısa. 1 saat bile sürmüyor. Oyun doyurucu olsa bunu sorun etmezdim ama sorularınızın %99’u cevapsız kalıyor.

Oyunun Türkçe çevirisi çok özensiz. Yabancı yapımcılar yerelleştirme yaparken “Google Translate” gibi şeyler kullanmaya çalıştığı için anlatım bozuklukları olur, bazı yerler eksik kalır falan. Bu oyundaki hatalar ise sessiz sertleşmesi gibi hatalar. Yani bir Türk bu oyunu Türkçeleştirmiş ama işini yaparken Türkçeyi evde unutmuş sanırım.

 

Oyunda görsel hatalar var. Bunları sorun etmiyorum. Ancak bunların yanında oynanış hataları da var. Benim oyunumda bir hata sonucu bir kayıt eksik kaldı ve o kaydı tekrar almak imkansız. Daha fazla detayı keyif kaçırmaması için girmiyorum, oyunu bitirmek için ne gerektiğini öğrenince bu hatanın ne kadar büyük olduğunu anlayacaksınız.

Hikaye olmazsa lezzeti kaçar.

Ben mutsuzum. Bu kadar senenin birikimin, emeğin karşılığı bu olmamalıydı. Acele mi edildi, başka şeyler mi oldu bilmiyorum ama ortada benim kızgın olduğum bir yapım var. Bir animasyon olarak sunulsaydı diyeceklerim çok daha farklı olabilirdi ama buradaki ürün oyunsa iş değişir. Oyun yapmanın bazı temelleri vardır ve Beat the Game’de birçok temel eksik. Üzgünüm.