- Advertisement -

Önceki bölümümüzde, Vault’lardan bahsettik. Bu bölümde ise Vault’ların ortaya çıkardığı büyük bir tehditten bahsedeceğiz. Önceki bölümü okumadıysanız buradan okuyabilirsiniz.

Savaş medeniyeti imha ettiğinde, hayatta kalanlar sevdiklerini, evlerini, dünyevi mallarını kaybetti. Yemek, su ve ilaç ihtiyaçları artık günlük bir aramaya dayandı. Fakat bunun yanında kaybettikleri benliklerini de aradılar. İnsanlar geçmişte kendilerini hep yaptıkları işe, yaşadıkları yere, sahip olduklarına göre tanımlardı. Büyük savaşın getirdiği yıkım sadece binaları yok etmedi, koca kültürler tarih perdesinden silindi. Savaşı takip eden acımasız yıllarda, hayatta kalanlar kendilerini tekrar tanımlamak zorunda kaldı. Varlıklarının nedenini sorguladılar ve insanlıklarının mecazi kaybıyla yüzleştiler. Fakat insanlıkları için daha gerçekçi bir tehdit zaten mevcuttu. Çölün altında sessizce üstünden birisinin tökezlemesi bekliyordu. Birisi tökezledi, savaştan yaklaşık bir yüzyıl sonra, ve bu tehdit insanlığı sonrasında eski savaşların silahlarını ve bombalarını söndürmeye yaklaştı.

Bir DNA sarmalından geçen tek bir nötron kanserli bir tümöre sebep olabilir. Fakat bir hayat boyu, eşi benzeri görülmemiş seviyelerde radyasyona maruz kalmak, öngörülemeyecek sonuçlara yol açacaktır. Bu kusurlu DNA ile yaşayan birkaç nesilden sonra, türler mutasyon geçirmeye başlayacaktır. Bu çorak arazide karşınıza çıkabilecek tuhaf yaratıkları açıklıyor, ama hepsini değil.

Dışarıda farklı bir mutant türü var. İnsan gibiler, ama… Daha büyük. Bazıları Deathclaw’lardan daha tehlikeli, Power Armor’daki bir insandan daha güçlü. Kendilerine Super Mutant diyorlar ve radyasyonla gelişigüzel bir etkileşimin sonucu değiller, daha çok kasıtlı bir genetik müdahalenin sonucu onlar. Savaş öncesi askeri yapılarda bulunan holotapeler gösteriyor ki Amerikan hükümeti buna iyi niyetlerle başlamıştı. Düşman ülkeler, Amerika’ya biyolojik silahlarla saldırmıştı. Bunun sonucunda Yeni Veba ortaya çıktı. Bu sebeple Amerika’nın liderleri kendi savunma virüslerini yarattı. Plan – Orijinalde – Amerikan halkını, düşmanın kullandığı veya kullanabileceği virüslere karşı bağışıklık kazandıracak kadar mutasyona uğratacak bir mikrop yaratmaktı. Bir anlamda bu Zorla Evrim Virüsü(FEV) işe yaradı. Fakat etkileri beklenenden daha şiddetliydi. Hayvan denekler sadece biyolojik silahlara karşı bağışıklı olmamış, aynı zamanda güçlenmiş, zekileşmiş fakat iğrenç bir şekilde deforme olmuştu.

Vault-Tec bu virüsü zalim deneylerinden birinde kullanmak istedi. Virüs insanlara Overseer tarafından, yani bombalar düştüğü andan sonra onları korumakla görevlendirilen adam tarafından verildi. Savaştan kaçmış olan bu insanlar yüzeyde kalanlardan daha büyük acılar çekmişti. Mutasyon aşaması acı doluydu ve virüse maruz kalan çoğu insan korkunç bir şekilde, kendilerine ait olduğunu bile hatırlamadıkları bir bedende ölüyorlardı. Hayatta kalanların bazıları, kalmamış olmayı diliyordu. Çünkü insanlıkları ellerinden alınmıştı. Mutasyondan önce nasıl görünürlerse görünsünler, kocaman, kel, yeşil canavarlara dönüşmüşlerdi. Bu ani kişilik kaybı nerdeyse herkesi sinirlendirebilir. Belki yeterince terapiyle bir insan yeni bedeniyle barışık olabilirdi, fakat bu zavallı yaratıkların çoğu bir yan etkiden muzdaripti: Zihinsel kapasiteyi azaltan bir yan etki. Virüsün zekâyı yükseltme potansiyeline rağmen super mutantların çoğu aptaldı. Hatta bazılarının beyinleri o kadar küçüktü ki çok basit otonomik fonksiyonları bile yerine getiremiyorlardı, nefes almak gibi. Hayatta kalan mutantların fiziksel gücü boyutları gibi müthiş bir şekilde arttı. Kısa olanları bile 3 metre boyundaydı. Çorak arazide bu yaratıklar varlıkları boyunca serpilmeye devam etti.

Fallout - Super Mutant

Gezginler 4,5 metrelik super mutantlarla savaştıklarını söylüyordu zaman zaman. Bazı avanak maceracılar yüzlerce mermiyle bile indiremedikleri super mutantlardan bahsediyordu. Brotherhood of Steel kolcuları bile 6 metrelik devlerle savaştıklarını ve bir mini nuke’dan bile sağ çıktıklarını söylüyorlardı. Onları kontrol altında tutan tek faktör kısır olmaları ve bu sebeple çoğalamamalarıydı. Fakat güce ve öfkeye sahiptiler. İlk super mutantlar yaratıcılarını ele geçirdi ve onları yeni nesil super mutantlara çevirdiler. Yaratıldıkları Vault’ta, zamanla mutanttan başka bir şey kalmamıştı ve insanlık tarafından ihanete uğradıklarını bilecek kadar zekiydiler. İnsanlıkları zorla ellerinden alınmış, mantıkları soyulmuş ve devasa yaratıklara dönüştürülmüşlerdi. Bir Vault’ta tutsak kalmış sinirli bir sürüydüler. Sıkıntı ve öfkenin uygunsuz karışımı sonunda Vault kapılarını kırmalarıyla sonuçlandı. Yüzlerce Super Mutant, çorak bir araziye salındı ve değişmiş fiziksel yapıları onları hayatta kalmaya insanlardan daha elverişli hale getirmişti. Mutantlar çoğalmanın bir yolu olduğunu bilecek kadar kurnazdı. İnsanları kaçırıp onlara virüsü aşıladılar.

Zararsız DNA’lara sahip insanların mutasyona uğradıktan sonra zekalarını koruması daha olağandı. Bu insan dışı sürünün sayıları ve kapasiteleri gittikçe arttı. Üstün bir ırkın yapıtaşlarını oluşturması için hep en temiz DNA’yı aradılar. Böyle organize bir orduya karşı çıkabilecek hiçbir şey yoktu. Öylesine bir kapalı görüşlülük, öylesine bir birlik… Bir zamanlar oldukları kişinin artık bir önemi yoktu. Super mutantlar eski dünyanın ırk kavramıyla bölünmemişlerdi. Dini görüşler yüzünden çekişmeler olmadı. Hepsinin tek inandığı aynı karanlık tanrıydı. Kafalarının içinde onu duyabildiklerini iddia ediyorlardı. Bu karanlık tanrı gerçekten var mıydı? Mutantlar birisi tarafından mı yönlendiriliyordu? Bu usta ırkın bir ustası olabilir miydi? Biri veya bir şey kesinlikle bu birliğin arkasındaydı. Şüphesiz bir dolu deneme ve yanılmadan sonra, bu karanlık tanrı nesillerce kusurlu yaratık yarattı. En sonunda virüsün radyasyona fazla maruz kalmamış insanlarda daha etkili olduğunu keşfetti. Savaş öncesi bilgisayarlara erişim gösterdi ki Amerika’nın her bir tarafında genleri korunmuş, radyasyon bakımından temiz insanlar vardı. Amaçları Vault’ların yerlerini tespit edip içindeki insanları ordularına katmaktı.

Fallout - Super Mutant Master

Nihayetinde nasıl olursa olsun ustalarının kaybıyla, mutant ordusu dağıldı. Ustalarının kaybını en kötü karşılayanlar ordudaki seçkin muhafızlar oldu ve belirsiz bir tehdide dönüştüler. Kendilerine Nightkin diyen yaratıklar bir zamanlar güçleri ve kurnazlıklarıyla türlerinin en iyileriydiler. Savaş öncesi görünmezlik teknolojisine sahiptiler. Uzun bir süre maruz kalınca ortaya çıkardığı etkileri umursamadan bu teknolojiyi ellerine geçen her fırsatta kullandılar. Teknoloji on yıllarca sürekli kullanım yüzünden akıllarını dejenere etti ve derileri karararak, belirgin bir griye dönüştü. Halüsinasyon görmeye, hayali arkadaşlar edinmeye başladılar. Hiç beklenmedik yerlerde aniden ortaya çıkıp, tuhaf hareketler sergileme eğilimleri sebebiyle, tek bir Nightkin, bir grup yeşil derili kardeşinden daha tehlikeli olabilir. Bazı super mutantlar zeki olan nadir kardeşlerini takip edip kendi toplumlarını oluştu. Bazı gezginler dost canlısı, insanları arkadaş ve eşit olarak gören ve hatta onlara yoldaş olan super mutantlardan bahseder. Bu iyiliksever mutantların bazıları hala bir maceraya atılmak için bir arkadaş arıyor olabilirler.

Zaman içinde insanların, ghoulların ve mutantların bir arada yaşadığı topluluklar ortaya çıktı. Farklılıklarına rağmen beraber yaşamak için çok çalışıyorlar. Belki karanlık tanrı haklıydı ve bu toprakların ihtiyacı olan yegâne şey birlikti. Eğer Super Mutantlar tekrar bir ordu kurarsa, bu sefer dünyayı daha zor bir yer olarak bulacaklar. Ustaları düştüğünden beri dünya daha kalabalık bir yer ve insanlık artık daha güçlü. Eski dünyanın kalıntıları için gelenlerle mücadeleye hazır.

Bir sonraki bölümümüzde Brotherhood of Steel‘i işleyeceğiz, takipte kalın!

Sonraki bölüm: Brotherhood of Steel

Fallout Tarihi ve Dünyası yazı dizimizin şu ana kadar yayınlanmış bölümleri:
Bölüm 1: Savaşa Dair
Bölüm 2: Sığınaklar
Bölüm 3: Süper Mutantlar
Bölüm 4: Brotherhood of Steel
Bölüm 5: Brotherhood of Steel 2