Hep babamdan bana bir dükkan kalmasını istedim. (Ama iş yapan bir yer olacak tabii.) Orada çocukluktan beri çalışıp, büyüyünce işin başına geçmek ve daha sonra da yerime müdür atayıp işe gitmemek. Ama ne yazık ki böyle bir şey yok. En iyisi ben kamyon üretmeye ve artan zamanda da oyun oynamaya devam edeyim. Belki oyunlarda dükkancılık yapabilirim, bir de zindana girerim. Kebap valla. Moonlighter inceleme Başlat Tuşu’nda karşınızda.

Babam sağ olsun… ya da dedem.

Moonlighter; bir yandan esnafçılık yaptığınız, diğer yandan da rastgele üretilen zindanlarda canavarlar kestiğiniz çok gerçekçi (!) bir bağımsız yapım. Bir gün aksakallı dede yanımıza gelip “Evlat, bu ailenin son üyesi sensin. O lanet olası kaba etini yataktan kaldır da azıcık iş yap.” demek istiyor ama biraz daha kibar, “Bu dükkanı işletebilecek bir tek sen varsın, ben artık çok yaşlandım.” tadında bir konuşma yapıyor. Biz de yatağımızdan kalkıp mirasımıza konuyoruz.

Ama biz esnaf olmaktan ziyade 5. kapı denen, kimsenin ulaşamadığı yere ulaşmak istiyoruz. Bu kapıya ulaşmak için birçok zindanlardan geçmek zorundayız ve bu zindanlarda çok zorlu düşmanlar bulunuyor. E peki bu esnaf oğlu arkadaşı nasıl amacına ulaştıracağız? Elimizde süpürge ile canavar mı kovalayacağız? Aynen öyle!

Gidin başka yerde oynayın, keserim topunuzu.

Muhtemelen kafanız karıştı. Bir yandan dükkan işletmeciliğinden bahsediyorum, bir yandan zindan falan diyorum. Ne alaka ola ki? Moonlighter’ı güzel kılan nokta ise aynen burada başlıyor. Gündüz dükkanımızı işletip para kazanıyor, akşamları da zindandan zindana koşuyoruz.

İlk olarak dükkan mekaniklerinden bahsetmek istiyorum. Kepenk kaldırarak dükkanımızı açıyoruz. (Hadi canım.) Müşteriler bir bir gelmeye başlıyor ve biz kasada duruyoruz. (Hep hayalim.) Peki ne satacağız? Zindanlardan topladığımız her şeyi satabiliyoruz. Eşya satabileceğimiz sehpalar (Sehpa dediğim tezgah ama tezgahdan ziyade sehpaya daha çok benziyor.) var ve envanterdeki eşyaları buraya koyarak satılığa çıkarmış oluyoruz. Ama güzel haberim var: Satış fiyatını biz belirliyoruz! Ve istediğiniz fiyatı koymakta özgürsünüz. (Yaşasın özgür ekonomi.) Bu noktada da şu mekanik devreye giriyor, alıcılar fiyatlara bir tepki veriyor. Bunu eşyaya bakarken çıkan baloncuklardan görebiliyorsunuz. Çok pahalıysa üzülüyorlar, çok ucuzsa da gözleri yuvalarından fırlıyor. Bu hissiyatlardan yola çıkarak her eşyanın mükemmel fiyatını bulmaya çalışıyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz üzere çok pahalı eşyaları alıcılar satın almıyor. Optimum fiyattan biraz daha üstüne satma şansınız var ama bu çok iyi bir seçenek değil, çünkü eşyanın popülaritesi düşüyor ve almak isteyen kişi sayısı azalıyor. Ucuza satmak da tahmin edebileceğiniz gibi… Niye böyle bir şey yapmak isteyelim ki?

Sattığımız eşyalardan kesemizi dolduruyoruz. (Bereket versin.) Bu altınlarla ne yapacağız peki? (Bu inceleme nedense Abbas Güçlü ile soru-cevap programı gibi oldu, neyse.) Kasabada fakir fukaraya dağıtmayacağız tabii ki! Gidip zindanda daha çok canavar dövebilmek için kendimizi geliştireceğiz.

Yatırımın %50’si devletten.

Kasabamızın merkezinde bir pano bulunuyor. Bu panodan dükkanımızı ve kasabayı geliştirebiliyoruz. Kasaba geliştirmek dediğim de şu: NPC çağırıyorsunuz. Bu NPC’ler için gerekli ücretler var, onları ödediğinizde gelip kasabaya yerleşiyorlar. Bu NPC’ler ise şöyle:

  • Vulcan’s Forge: Bu arkadaş zindanlarda daha güçlü olmamız için teçhizat sağlıyor. Eğer gerekli materyalleri ve -tabii ki- altını götürürseniz güzel şeyler ortaya çıkarabiliyor.
  • the Wooden Hat: Bu ablamız da medikal dükkanının sahibi. Gerekli “potion”ları ve geliştirme iksirlerini buradan satın alabiliyoruz. Bel korsesi de gelecekmiş yakında öyle dedi.
  • le Retailer: Bu yakışıklı abimiz zindanlarda aradığınız eşyaları satıyor. Eğer özel bir eşyayı arıyor ve uğraşmak istemiyorsanız yapıştırın altını.
  • Banker: Adı üstünde, paranızı sizin yerinize işletip kar payınızı veriyor. Dikkat edin, bazı dinlerde yasak olabilir.
  • Hawker: Ben bu elemanı ajans sahibi olarak açıklamak istiyorum. Dükkanınızı alıcılar için daha cazip kılmanıza yardımcı oluyor.

Dükkanımızı ise şu yönlerden geliştirebiliyoruz:

  • Direkt satış yaptığımız metrekareyi büyütebiliyoruz.
  • İndirim tezgahı açabiliyoruz.
  • Kasamızı geliştirip müşterilerin bahşiş bırakmasını sağlayabiliyoruz.
  • Dükkanın arkasında bulunan yatağı geliştirip canımıza can katabiliyoruz. (Hayır, bir kola markası ile alakası yok.)
  • Sandığımızı geliştirip saklayabileceğimiz eşya sayısını çoğaltabiliyoruz.

E tabii ki bu geliştirmeler öyle bedava değil. Pamuk eller cebe…

Esnaf taş mı yesin?

Zindan kısmı Binding of Isaac‘e benziyor. Her kapıdan girdiğinizde rastgele zindan üretiliyor ve her odadan rastgele canavarlar çıkıyor. Siz de canavarları pata küte pataklamaya girişiyor, gidebildiğiniz yere kadar gidiyorsunuz. Ancak şöyle bir olay var; eğer canınız cücük kadar kaldıysa, daha ilerleyebileceğinizi düşünemiyorsanız ya da evde kapı çaldıysa belirli bir miktar altın ödeyip kasabaya ışınlanabiliyorsunuz. Eğer yeteri kadar altınınız yoksa ise envanterden eşyalarınızı anında satıp kısmen altın kazanabiliyorsunuz ancak tahmin edebileceğiniz üzere dükkandan satacağınız fiyatın çok daha altında bir gelir elde etmiş oluyorsunuz.

Zindanda tabii ki gizli hazineler, cesetler, tuzaklar ve bölüm sonlarında boss’lar sizleri bekliyor. (Aralarda mini-boss’lar da görebilirsiniz, uyarmış olayım.) Zindanlar çok kolay değil ama öyle çok zor da değil. Dodge‘lamayı iyi yapabilirseniz kafalarına kafalarına vurursunuz tüm canavaların. (Acımayın.) Canavarlar da her zamanki gibi işte: Uzaktan vuranı var, üstünüze zıplayanı var… Her oyunda gördüğümüzden farklı bir şey yok. Ama boss’lar beni çeşitlilik olarak tatmin etti, oyundan beklediğimi aldığımı söyleyebilirim.

Oyunu çıkışından daha önce oynadığımdan mıdır, bilmiyorum; birçok ufak tefek hata ile karşılaştım. Bunlardan birkaçı hatta oyunu çökertecek cinstendi. Ancak halledilemeyecek şeyler değiller. Sıkıntı olmaz diye düşünüyorum. (Hayırlısıyla.)

Moonlighter gayet zevkli bir oyun olmuş. Ben mutlu mesut oynadım, içimdeki kapitalisti ve kahramanı tatmin ettim. Oyun süresi de öyle “Yeter be baydık.” seviyesinde uzun değil, gayet kıvamında. Alın, oynayın efendim. Steam’den alıp, oynamak için buraya tıklayabilirsiniz.