Quantic Dream oyunları için en uygun bulduğum benzetme şudur: Okurken bir yandan da sizin tercihleriniz ile baştan yazdığınız bir roman.  Stüdyonun kurucusu David Cage (David De Gruttola)  1999’dan bu yana bizlere bu interaktif hikaye deneyimini yaşatmakta. Her ne kadar Fahrenheit gibi bir efsaneye de imza atmış olsa da daha çok PlayStation 3’teki Heavy Rain ile tanıdığımız firma 2012 yılında Kara adlı ilginç bir demoya imza atmıştı.  Henüz yapım aşamasında varlığını sorgulayan bir androidi konu alan Kara, izleyenleri hem etkilemiş hem de yapay zeka ve bilinç arasındaki bağı sorgulamamıza neden olmuştu. Firma bu konsept üzerinde çalışmalarına devam etti ve yeni oyunlarını PlayStation 4’te beğenimize sundu. Detroit Become Human inceleme yazımızda yeni oyunumuzu detayları ile masaya yatıracak, insan olmanın ne anlama geldiğini sorgulayacağız.

Ve İnsan Androidi Yarattı

Öncelikle şu konuya değinelim, yapay zeka cidden yabana atılacak mevzu değil. Meraklısı iyi hatırlayacaktır, yakın bir dönemde Facebook bu konuda bir deney gerçekleştirmek istedi. İki adet yapay zeka bir ticaret örneği canlandıracaktı, ancak bunun yerine ikili kendi aralarında, insanlar için anlamsız kelimelerden ibaret gibi görünen kodlanmış bir dil geliştirdi ve olayın takibinde Facebook tarafından kapatıldı. Teknoloji dünyası şimdiden ikiye bölünmüş durumda, kimi bu tür çalışmaları desteklerken kimi de insanlık için bir tehdit unsuru olabileceklerini düşünmekte.

Detroit: Become Human da açıkçası çok uzakta olmayan, inandırıcı bir geleceği işliyor. 2038 yılında teknoloji iyice gelişmiş; insan görünümlü robotlar, yani androidler yaygın şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Evinizi temizleyen, fabrikalarda en ağır ve tehlikeli işleri yapanlarından tutun, spor ve müzik gibi alanlarda dahi insanların yavaş yavaş yerine geçen androidler sokakta artık hayatın bir parçası olmuş durumda. Cyberlife firması tarafından imal edilen androidler tıpkı insanlar gibi deri, saç sakal uzatabilme gibi fonksiyonlara sahip, hatta inip kalkan bir akciğerleri dahi var. Kafalarındaki mavi renkli dairesel ledler dışında açıkçası dışarıdan bakıldığında insandan ayırt edilmeleri imkansız. Öte yandan iç aksamları ve güçlerini mavi kan olarak da adlandırılan thirium adlı sıvı madde ile kendi özel yapılarına sahipler.

Kendi düşünce yapısı ve analiz yeteneği, kurallara uyum ve sorgusuz hizmet gibi güzelliklerine rağmen toplumda halen kabul görme aşamasında olan androidler genel olarak birer nesne muamelesi görüyor. Hatta insanlar için iş alanını daralttıkları gerekçesi ile bazı grupların yoğun nefretini de çekiyorlar. Öte yandan insanlık yerinde sayarken androidler sürekli yenileniyor, güncelleniyor, daha zeki daha duyarlı hale geliyorlar. Sanıyorum durumun gidişatını artık tahmin edebiliyorsunuz… Bir şeyler ters gitmek üzere.

ozgurluk.exe

Detroit: Become Human’da olaylar üç android üzerinden aktarılıyor.  Oyunda tanıştığımız ilk karakter olan Connor dedektiflere kriminal vakalarda teknolojik yardım sunmak üzere geliştirilmiş bir android. İlk bölümde Connor ile birlikte ilk kez insanlara başkaldıran bir hizmetçi androidin işlediği suça tanık oluyoruz. Bu olay androidlerin yavaş yavaş bilinç kazanarak kendi seçimlerini yapmaya başladıkları, emirlere itaat etmedikleri ilk vaka aynı zamanda. Araştırma ve aksiyonun en yoğun olduğu bölümler geneli ile Connor’a ait. Ev işlerine odaklı üretilmiş bir android olan Kara’nın öyküsünde ise bakmakla yükümlü olduğu küçük kızı, psikolojik sorunları olan babasından kaçırması ve bu sırada ikilinin başına gelen olaylara yön veriyoruz. Küçük kıza adeta bir anne gibi şefkatle yaklaşan Kara ile oynadığımız kısımalar genellikle oyunun en duygusal bölümlerini oluşturuyor. Öykünün benim açımdan en ilgi çekici karkateri Markus ise bir hizmetkardan tarihe geçecek bir devrimin liderliğine uzanan, büyük bir uyanış ve başkaldırının kilit karakteri.

Oyunumuz bu üç karakter etrafında bir döngü ile ilerliyor. Zaman zaman yolları da kesişen bu karakterlerin kaderi tamamen sizin ellerinizde.

Oynanış

Detroit: Become Human, oynanış bakımından Quantic Dream’in daha önce yaptığı oyunlar ile neredeyse tamamen aynı. Sol analog çubuk ile karakterimizi hareket ettirirken sağ analog ile de kameraya yön verebiliyoruz. Alternatif olarak R1 tuşu ile de bulunduğunuz sahneye göre belirlenmiş sinematik açılar arasında geçiş yapabilmekteyiz. R2 tuşuna basılı tutarak çevrede etkileşime girebileceğimiz nesne ya da diğer karakterleri gözlemleyebiliyoruz. Etkileşime girilebilecek unsurlara yaklaştığımızda ekranda beliren ve eyleme göre değişen tuşlara basıyoruz, örneğin yerdeki bir şeyi incelemek için sağ analog çubukla aşağı basmak, bir dergiyi okumak için dokunmatik ekrana parmaığımızı gezdirmek ya da bir pencere açmak için elimizdeki kontrolcünüzü yukarı doğru kaldırmak gibi… Seçim yapmamız gereken durumlarda ise klasik kare, yuvarlak, üçgen ve X tuşlarını kullanıyoruz. Heavy Rain ya da Beyon Two Souls oynayanların tahmin edebileceği üzere kelime bu tuşlara atanmış kelime öbekleri arasından seçim yaparak diyaloglara yön veriyoruz.

Oynanış olarak Detroit: Become Human eski oyunlardaki sorunları da beraberinde getiriyor. Kamera ve eyleme sağ analoğun atanması nedeniyle bazen eylem yapmaya çalışırken kamerayı oynatıyorsunuz. Bu durum karakteri etkileşime geçeceği bölgede birazcık dahi oynattığınızda gerçekleşebiliyor. Diyalog seçimlerinde bazen tek kelimelik görsel yapacağınız seçimin nasıl bir diyaloğa dönüşeceğini anlamanız için yetersiz kalabiliyor. Bu nedenle bazen aslında vermeyi planlamadığınız cevaplarla hikayeyi istenmeyen yönler verebiliyorsunuz. Çok sık karşınıza çıkacak sorunlar olmasa da nadiren canınız sıkılabilir bu konularda. Aksiyonlu sahnelerde ise kontrolcünüzdeki tuşlara aşinaysanız hızlı davranmanız gereken yerlerde çok sıkıntı çekmeyeceksiniz. Ancak tecrübesiz oyuncular için de oyun 2 farklı (biri daha amatör oyunculara hitap eden) kontrol opsiyonu sunmakta.

Performans

PlayStation 4’e özel olarak geliştirilen Detroit: Become Human tıpkı diğer özel oyunlarda olduğu gibi görsel bir şölen. Quantic Dream özellikle sinematik etki konusunda kendini aşmış diyebiliriz, kamera işçiliği, odak, alan derinliği, gren kullanımı gibi sinematik etkileri dibine kadar kullanmış olan oyun sizi gerçeklikten başarı ile kopartabiliyor. Tabii kamera işçiliğini övsek de bazen oynanışa yardımcı olmaktan çok size iyi bir sahne sunma kaygısı duyan kamera açıları zaman zaman kontrolde sıkıntı çekmenize yol açabiliyor. Tasarım açısından en ufak detaylarına kadar incelikle hazırlanmış karakter ve çevre modelleri ile karşı karşıyayız. PlayStation 4 Pro sisteminde test ettiğimiz oyunda özellikle konsolun pek iyi olmadığı bir konu olan doku kaplamalarının da çok başarılı olduğunu not düşmemiz lazım. Karakter seslendirmeleri dışında özellikle çevresel sesler de en az görseller kadar başarılı.  Ana kaygısı bize hikaye anlatmak olan bir oyun için zaten görsel ve seslendirme çok önemli bir ikili ve yapımcılar bu konuda çok iyi bir iş çıkartmışlar.

Hazır PlayStation 4 Pro konusunda da değinmişken,  normal ve pro konsolun bize sunduğu teknik özellikler de şu şekilde:

PS4
● Saniyede 30 kare hızında 1080p çözünürlük
● Hacimsel aydınlatma: 192x108x64
● HDR TV Desteği

PS4 Pro
● Saniyede 30 kare hızında 2160p checkerboard çözünürlük
● 2160p çözünürlükte arayüz desteği
● Hacimsel aydınlatma: 235x135x64
● HDR TV Desteği

Olmak ya da Olmamak…

Hikaye açısından Detroit: Become Human belki de Quantic Dream’in en olgun projesi olabilir. Androidler üzerinden aktarılan öyküde yaptığımız seçimler insani ve ahlaki değerlerimizi o kadar sıkı şekilde test ediyor ki anlatamam. Spoiler vermemek adına çok detaylarına inemeyecek olsam da oyunda seçimlerinizi gerçekleştirirken kafanızda çok fazla soru oluşacak.  Ruh nedir? Yapman gereken şey için inandığın değerlerden ne kadar taviz verebilirsin? Gerçek sevgi nedir? İnsan eliyle yaratılmış bir varlık gerçekten bir şeyler hissedebilir mi?  Detroit: Become Human’ın oyuncuyu merak ettiren ve seçimlerini sorgulatan hikayesi oyunu birden fazla sefer oynamaya teşvik ediyor.

Sinematik bir oynanış deneyimi, göz alıcı görseller ve duygu yüklü hikayesi ile Detroit: Become Human kesinlikle kütüphanenizde yer alması gereken bir oyun.

DEĞERLENDİRME
Görseller
9.5
Oynanış
6
Hikaye / Sunum
8.5
Ses / Müzik
9
Önceki İçerikOverwatch Ücretsiz Hafta Sonu PC, Playstation 4 ve Xbox One için başladı!
Sonraki İçerikMoonlighter inceleme
Başlat Tuşu'nun genel yayın yönetmeni. 33 yaşında. Sırasıyla İngilizce Öğretmenliği, Resim ve Animasyon bölümlerinde eğitim görmüş bir yazar / çizer / animatör. Siteye katkıları dışında çizgiroman, canlandırma ve sinematografi üzerine çalışmalar yapar. Çocukluğundan bu yana video oyunları onun için hobiden de öte bir tutku olmuştur.