Watch Dogs Legion inceleme

Siz beni özlediniz mi bilmiyorum ama ben sizleri çok özledim :) Hello World, again!

Hep aklımda da olsa buralara uğramayalı epey oldu. Hayatımda birçok şey değişti, bambaşka bir insan oldum. Rutin hayat temposu ve bazıları beni oyunlardan uzaklaştırsa da yıkılmadım ayaktayım dostlar! Ve yeni bir incelemeyle tekrar karşınızdayım. Nasılsınız? İyisiniz umarım. Hold your konsols sert dostlar. Yeni nesil bizim için bayağı zor geçecek. Yeni nesle geçiş sürecindeyken Watch Dogs Legion, Xbox için ileriye uyumluluğuyla birlikte çıkış yaptı. İlk oyunu PlayStation 4’te Platinum Kupa ile bitirmiştim ve eğlenmiştim. İkinci oyunu çok istesem de oynamaya fırsatım olmadı. Hal böyle olunca da bu oyunu daha da heyecanla bekliyordum. Beklerken de ne bir trailer ne de bir ekran görüntüsüne baktım ki kalbim kırılmasın. (Ben malımı biliyorum çünkü.) Bu nedenle aşağıda yazdıklarım tamamen içten gelen duygularımdır dostlar. Ben sizleri çok özledim, siz de beni özlediyseniz Watch Dogs Legion inceleme Başlat Tuşu sayfamızda sizlerle.

Londra Merkez, Patlıyor Herkes

Oyunda hikaye DeadSec grubunun üyesi olan Dalton Wolfe kontrol etmemizle başlıyoruz. Bir anda kendimizi kötü bir durum içinde buluyoruz. Tabii ki klasik kontrolleri öğreneceğimiz birkaç geçiş bölümünden sonra Londra’da dört bir yana patlayıcı yerleştiren Zero Day’in planlarına engel olmaya çalışırken bir anda tuzağa düşüyoruz, her yer havaya uçmaya başlıyor. Bunun sonucunda hükümetin kararıyla Albion adlı özel bir polis gücünün şehirdeki kontrolü ele almasıyla devrim hareketimiz ve asıl oyun başlıyor. Buraya parantez açmak istiyorum, hazır Londra demişken, şehir bana cidden güzel gözüktü. Futuristik elementlerin yedirildiği bir Londra görmek hoş. Neyse. Biz ise bu düzene başkaldıran anarşik DeadSec üyeleri olarak toplumu kurtarmaya ve üstümüze atılan iftiralardan kurtulmaya çalışıyoruz. Ama zaten oyunun ana çıkış mottosu olan “Herkes bir gün hacker olacak.” cümlesiyle sadece bir adet kahramanımız yok, herkes bizim kahramanımız. Yoldan geçen bir nine, inşaatta çalışan bir usta, üst düzey bürokrat… Fark etmez. Herkes anneden doğma bu yeteneklerle doğduğu için oyun, şehirdeki her insanla oynama fırsatını bize sunuyor.

Şimdi, oyun zaten bu fikirle geldiği için bunu duyduğum anda başta belirttiğim heyecanı kaybettim. Bunun sebebini de şöyle açıklamak istiyorum: Teknoloji bir noktada da olsa hala bazı durumlar için kısıtlı. Oyun içindeki her karakteri, her mekanı, ayrı ayrı bütün hikayeleri modelleyemeyecekleri için bu tür oyunlar bir süre sonra büyük bir sarmal içinde dönüp duruyormuş hissi veriyor bana. Tabii ki bu, bir oyunu kötü yapmaz. Ben içimden geçenleri söylemek istedim.

Köpekleri İzleyin

Bu yukarıda anlattığım sarmal durumunu biraz daha detaylandırıp açıklığa kavuşturmak istiyorum. Bu tarz 1001 karakteri yönetebileceğimiz oyunlarda çözüm bir havuz yaratıp oradan oluşacak kombinasyonları farklı pakette oyuncuyu sunmak oluyor. Benim gibi artık belli bir yaşa gelmiş, neredeyse her tarzda oyunu oynamış insanlar (niye genellediğimi bilmiyorum aslında, belki de sadece benimdir.) hemen fark ediyoruz, tadımız kaçıyor. (En azından benim kaçıyor, anladınız siz.) O kadar rastgelelik var ki oyunda, kuramsal olarak zaten aynısının bir değişiği eleman karşınıza çok çıkıyor. Bilgisayara göre farklı tipler onlar… Ama değil işte! Çok sinir bozucu bir durum. Aynısını No Man Sky’da da yaşamadık mı? Yapımcıları yerin dibine sokmadık mı? (Başka konular da vardı ama bu da temel sorunlardan biriydi.) Ne bileyim, ben bir türlü ısınamıyorum. 

Karakterlerin temel fonksiyonu ise şöyle işliyor: Yetenek havuzu, bilgi havuzu, görsel havuzlardan seçilen rastgele parametreler ile karakterler oluşturuluyor. Bu karakterler de aslında şehirde yaşayan insanlar. Sokaktan geçerken özelliklerini görüyorsunuz, hoşunuza giderse bir konuşmaya giriyor ve istediği görevi yaparsanız size katılıyor. Kimisi çok iyi silah kullanıyor, kimisi yakın dövüşte iyi, öbürü arabasını hemen yanında “yaratabiliyor“ gibi gibi. Bazen haritada daha yetenekli karakterler çıkıyor, onların iki yerine üç gücü oluyor. Aslında bu fikir fena değil gibi duruyor. Hatta birçok pozisyonda kafanızda plan yapmaya başlıyorsunuz: İşte şurada havadan girmem gerekir, drone’cu bir eleman seçeyim. Burada silahla dalarım, şu adamda tüfek vardı gibi. Ancak oyunda özellikle normalde oynarken yapay zekanın da etkisiyle bu kadar strateji çok “overkill” oluyor. Ben artık zamanımın da darlığıyla oyunlara eskisi gibi zorda başlamıyorum açıkçası. Ama Watch Dogs’u bir süre oynadıktan sonra zorluğu yükselttim. En azından daha da eğlenceli bir hale geldi. Size de önerim kesinlikle normali atlayın. (Kolaya hiç bulaşmayın zaten.)

Zorluk seçimiyle birlikte yapay zeka kısmını hallettik. Oyunumuz artık daha mücadeleci ve eğlenceli. Operatörlerimizin yeteneklerini kullanıp harikalar yaratıyoruz. Ancak her operatördeki bazı ortak noktalar çok tekrar ediyor ne yazık ki. Mesela, herkesi aynı şekilde kaç ve vur taktiğiyle dövebiliyorsun. Sen iyi dövüşçüymüşsün, eskiden satranç oynuyormuşsun (Queen’s Gambit çok iyi, izleyin.), bakkalmışsın hiç fark etmiyor. Mike Tyson bile gelse döverim o derece. Bir de düşmana silah kullanırsan o da sana sıkıyor, kullanmazsan silahla vurmuyor. 5 kişinin ortasında diğerleri saldırmıyor. (Bunu yapmayan oyun yok herhalde.) Bu tarz şeyleri yandaki parantezde de gördüğünüz gibi sık sık görebiliyoruz, oynanabilirlik adına yapılmış bir tercih olabiliyor. Ama Ubisoft’a çok kızdığım bir şey var. Ya sizin yan ofiste Assassin’s Creed yapılmıyor mu? Hiç mi bir kahve molasında ortak alanda sormadınız “Aga bu işler nasıl oluyor?” diye? Bu kadar mı üşendiniz? Aklım almıyor cidden.

Bunun aynısını, biliyorsunuz, Ghost Recon’da da yaşadım. Oyun tutarsa hemen oyunu daha da açalım ki insanları daha çok oyuna bağlayıp bir şeyler satalım taktiğini Ubisoft her oyuna yapıyor artık. Wildlands de mükemmel değildi, aynı ilk Watch Dogs gibi. Ama en azından akıp giden bir senaryo ve birtakım işleyen mekanikler vardı. Benim hoşuma gitti ve ikisini de bitirdim. Bu oyunda bir amaç da yok gibi geliyor bana. Tamam bir şeyler anlatıyor ama biz niye gidiyoruz, geliyoruz. Anlamsız hissettiriyor. Ancak Breakpoint’tekinin aksine bu oyun eksikliklerine rağmen daha da oynanabilir ve eğlenceli olabiliyor. Özellikle oyunun temasını seviyorsanız hikaye değil de oynanış odaklı gittiğinizde daha çok zevk alıyorsunuz. Mesaiden çıkmışsınız akşam eve gelmişsiniz, şöyle bir saat hanım bir şey demeden oynayım da kapatayımlık bir oyun. (En azından benim böyle bir derdim yok şu an, istediğim kadar oynarım ehehe.)

Birkaç küçük nokta var, onlardan da bahsetmek istiyorum. Hani bir havuzdan rastgele seçimlerle NPC’ler yaratılıyor demiştim ya, burada sanki çok absürt şeyler çıkıyor. Punk tarzında tamamen İngiliz görünümlü bir ablamız mesela Hint aksanıyla konuşuyordu, ona denk gelmiştim. Görüntü ve ses bu kadar uyuşmayınca insan kendini uzay zamanın dışında hissediyor. Daha da garibi, sesler çok “robotize” geliyor. Bunu şöyle anlatayım, kafanızdaki gibi birebir robot sesi düşünmeyin. Ama sanırım varyant oluşturulabilmesi adına sesleri işlemişler ve böyle bir sonuç ortaya çıkmış. Çok büyük bir sorun değil ama hafif bir kulak tırmaladığı da bir gerçek. Zaten diyaloglar monoton, tekrar ediyor çoğunlukla. Üstüne karakterlerin konuşurken aynı hareketleri yapması… Çok iyi bir kombinasyon değil fakat bu kadar fazla NPC’nin oynanabilir olduğu bir oyunu düşününce oldukça iyi kotarılmış. Seslendirmelerin doğal olup olmayışı bir kenara, diyaloglar esnasında karakterlerin yüz animasyonları ve dudak senkronları sorunsuz işliyor.

Kutu Fiziği

Şimdi bende baş ağrısı yapan noktaya geliyoruz. Buna upuzun bir paragraf ayırmazsam diplomam çatlar, müdürüm eskale eder, patron kızar: Sürüş. Ubisoft; paran mı yok, yeterli adamın mı yok? Bence paran da adamın da var. Siz bu işi ne kadar beceremiyorsunuz ya. Yıllardır çok kötü sürüş mekaniğiniz var, bu sefer daha da kötü olmuş. Araba yarışı yaptınız, onda bile çok kötüydü. Hadi bu oyun yarış oyunu değil, biraz müsamma göstereyim desem onu da yapamıyorum! Ben hayatımda bu kadar kötüsünü Vın Diesel’in bir oyunu vardı, onda görmüştüm. Belki o daha iyiydi bilmiyorum. Ehliyeti olan hiçkimse bu oyunda araba süremez arkadaşlar. O kadar yapay. Bir de güya futuristik bir noktadayız, arabalar içten yanmalı kuru kavrama şanzımanlı gibi ses çıkarıp sonsuz vitese sahipler. Ve hızlanmıyorlar! Bir noktada sabit hıza ulaşıyorlar ama sürekli vites değişiyor ve motor devri yükseliyor gibi ses çıkıyor. Bir de utanmadan kontrolcüye böyle gerçekçi vites değiştirme titreşimi eklemişler. Ya kimse demedi mi aga bu nedir? Elektrikli aracın arkasına arı sesi koysan daha gerçekçi olurdu. Cidden sakinleşemiyorum, çünkü şehirde gezemiyorum! Koca bir paragraf ayırdım ki sürüşe, açık dünya oyunda şehirde dolaşamamak nasıl kötü bir his olduğunu aktarabileyim. Ben çok çok zorunlu değilsem yürümeyi tercih ettim her yere. En azından daha kontrol edilebilir bir şey. (Şuraya bir yere CV’mi bırakayım da Ubisoft, lazım olursa ararsınız.)

Öte yandan, oyunun en ön plana çıkan noktalarından biri de muhtemelen atmosferi. Birincisi oyunun haritası genel anlamda çok güzel işlenmiş. Binalar, caddeler, köprüler ve Londra’ya özgü yapılarla şehirde adeta sanal bir tur atıyorsunuz. İkincisi de oyunun teknik açıdan kaliteli bir ışıklandırmaya sahip olması atmosferi güçlü tutuyor. Üçüncü olarak araçların tasarımı oyunun dönemini yansıtması bakımından gayet başarılı olmuş. Futuristik bir Londra’da olduğunuzu sokaktaki araçlara bakarak derhal anlamanız mümkün. Ha keza gelecek temalı araçların çıkardığı motor sesi de o bu duruma büyük katkı sağlıyor. Ayrıca karakterlerin kıyafetlerini özelleştirebiliyor olmak ve burada sunulan çeşitlilik de büyük bir artı.

Bu oyun fark edeceğiniz de üzere çok ortada gidip gelen ve daha spesifik bir kitleye hitap eden bir türde. Bence bu oyunu sevebilmeniz için şunlar sizde olmalı: Açık dünya oyunları tam anlamıyla sevmelisiniz. Bir oyunun açık dünya oyun olması sizin için olmazsa olmaz olmalı. Bundan önceki Watch Dogsları beğenmiş olmanız lazım ki bu çemberi çok daraltıyor. Hele ilk oyunun aşırı reklamı ve büyük downgradelerle çökmesi oyuncuların çok büyük bir bölümünde hayal kırıklığı olarak duruyor. (Ben ilk oyunda hiç beklentiye girmemiştim, ondan beğendim.) Ve en önemli husus ise “grinding” dediğimiz şeyi seviyor olmanız lazım. Bu oyunda sürekli aynı şeyleri yapacaksınız. Benzer görevler, benzer karakterdeki araçlar, benzer animasyonlar… Aslında bu oyunu oynamanın en güzel yöntemi arkaya bir şeyler açıp vakit geçirmek için oynamak. Tam konsantrasyon ile oynamak sizi kara deliğe daha çok çekecek. O nedenle sakinleşmek ve stres atmak için oyunun başına oturmalısınız.

Tabii bir de Ubisoft’un vaat edip yapmadığı şeyler bu oyunda da var. Yok operatörlerin tarzını seçebileceğiz, yok perklere seviye atlatabileceğiz falan… Yok arkadaşlar. Her şey anlattığım gibi tek tip bir yetenek ağacına yerleştirilmiş. Hiçbir operatörün teknik olarak farkı da kalmıyor bu sebeple. Bundan da bahsetmeden geçemezdim, bana yakışmaz.

Yeni Nesil = Eski Nesil + 10

Gelelim yeni nesle geçiş aşamasında görsellere ve performansa. Bana ilk hissettirdiği biraz yeni teknolojilerin demosunu yapabilmek için kasmışlar. Mesela olmayacak yerlere yansıma falan eklemişler. Bu kötü durduğu anlamına gelmiyor tabii ki, sadece hiç beklemediğiniz kapalı alanda bir ışık efekti görünce gök mü yarıldı hissi geçiyor size. Bunun dışında 4K 30 kare/saniyede oyun takılmadan benim Xbox One X’te çalıştı, gözüm yorulmadı. PC’de oynayanlar biraz sıkıntı yaşamış ama güncellemelerle güzelir bence, sorun olmaz. O kadarını da yapar Ubisoft.

Bir de bahsettiğim gibi bu oyunu alınca gelecek nesile de almış oluyorsunuz. Bu geçiş sürecindeki en güzel uygulamalardan birisi herhalde. Ülkemizdeki fiyatları konuşmayı es geçiyorum ama küresel olarak 10 euro artan fiyatlara da bir sitemim bulunuyor açıkçası. Aslında oyun geliştirmenin çok daha pahalı hale geldiğini kabul ediyorum ama zaten onun bileti bunun indirilebilir içeriği derken ekstra para veriyoruz oyuncular olarak. Bir oyunu tek başına almak artık çok düşünülesi bir seçenek olmaktan da çıkmaya başladı. Her zaman oyunların tam ek paketli sürümlerine göz atıyoruz. O nedenle 10 euro artması hiç hoşuma gitmiyor benim.

Kafalar Bulanık

Fark ettiğiniz üzere duygularım çok karışık. O yüzden siz de oyunu almadan önce kafanızı netleştirebilmek adına her detaylara değinmeye ve açıklamaya çalıştım. Dediklerim size uyuyorsa eğleneceğinizi söyleyebilirim. Ama sizin de benim gibi takıldığınız noktalarsa varsa daha dikkatli yaklaşmanız faydalı olur, ucuz da değil oyunlar bildiğiniz üzere. Oyunun sahip olduğu potansiyel daha iyi kullanılabilirmiş aslında ama sanırım yeni nesil çıkışına yetiştirmek için bazı şeylerden vazgeçmişler. Belki de ileriki içeriklerle tam potansiyeline kavuşur, o zaman tadından yenmez.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz