- Advertisement -

“Aileye hoş geldin evlat!”

Video oyunları ve aile kavramını bir araya getirmek istediğim anda aklım ilk PlayStation’a gidiyor. Evet, ben de 30’lu yaşlarında olan çoğu akranım gibi video oyunlarına Commdore 64, Armstrad,  ülkemizde çoğunlukla imitasyon (nam-ı diğer çakma) olarak bulabileceğiniz Atari 2600 ve NES’ler ile video oyun dünyasına girişimi yaptım ama PlayStation’ımı (PS1) televizyonuma bağlayıp çalıştırdığım o ilk andan itibaren bir aileye dahil olmuş gibiydim. Üstelik bu aileye çok sağlam bir giriş yapmıştım; makine ile birlikte temin ettiğim ilk iki oyun Final Fantasy 7 ve Resident Evil idi. Final Fantasy beni Japon rol yapma oyunlarının büyülü dünyasına taşırken Resident Evil ise bir video oyununun sizi ne derece içine çekebileceği ve sinema filmi izlerken dahi hissetmeyeceğiniz duyguları yaşatabileceğini unutulmaz bir şekilde tecrübe ettirdi. Devamında yine PS1 için gelen Resident Evil 2 ve 3 de bu muhteşem tecrübeyi katlayarak büyüttü ve hayatımın en eğlenceli anlarını yaşattı.  Özellikle serideki favorim olan Resident Evil 2’yi kaç kez bitirdiğimi anımsayamıyorum bile… İki CD olarak gelen ve bir CD’sinde Leon, diğer CD’de ise Claire adlı karakterleri oynayabildiğimiz RE2’de ana karakterlerin zaman zaman kesişen hayatta kalma mücadelelerine tanık oluyorduk. İşin en çılgın tarafı ise hangi diskle başlarsak ve tamamladıktan sonra kayıtlı verimizi diğer diske takarsak öykünün gidişatı ona göre şekilleniyordu. Yani toplamda 4 farklı oynanabilir senaryo vardı. Capcom o dönem gerçekten şapka çıkarılacak bir efor sarfetmişti.

Ayrıca, RE2 oynayanların hangisi şu meşhur sahneyi unutabilmiştir ki?

Sabit üçüncü şahıs kamera açıları eşliğinde kahramanlarımızı kontrol ettiğimiz üç ana oyunun yanısıra bir de Resident Evil: Gun Survivor adlı bir spinoff çıkaran Capcom, bu oyunda ilk kez birinci şahıs kamerasıyla oynanan bir deneme de yapmış ve PS1 ile vedalaşıp yeni nesil konsollara yelken açmıştı. Nintendo Gamecube, PlayStation 2, onları takiben PlayStation 3 ile devam eden seri maalesef geçen zaman içinde maalesef her güzel şey gibi büyüsünü biraz yitirdi.

Capcom’un Ergenlik Yılları

Yeni nesil konsollar ile birlikte oturmuş formülleri kenara itip yeniliklerin peşine düşen Capcom, Resident Evil: Code Veronica X’i takiben çıkardığı Resident Evil 4 ile oyunda köklü değişikliklere gitti. Tank kontroller artık yoktu ki bu yeni nesil oyunculuk ile gerekli bir durumdu, iyi oldu. Kamera açıları artık sabit değildi, oyunun sinematografik etkisini biraz zayıflatsa da oynanışta sunduğu özgürlük ile kıyaslandığında başarılı bir takastı. Ancak oyunun ikonik bir unsuru da artık bizimle değildi: Zombiler.  Teknik olarak ilk 3 oyunun sağlam bir bilimkurgu alt yapısı vardı; Umbrealla şirketinin yaptığı deneyler sonucunda Raccoon City sakinleri zombilere ve tuhaf yaratıklara dönüşmüşlerdi. Ancak es geçilmeyecek olan unsur hemen hepsinin bir nevi insanlıktan uzak oluşuydu.  Resident Evil 4 ile artık karşımızda düşünebilen, silah kullanan, peşimizden koşturan, tuzak kuran, bir uzuvlarını patlatıp oradan çıkan acaip organizmaları görene kadar alabildiğine insan olan ve artık kesinlikle zombi diyemeyeceğimiz tipler ile mücadeleye bıraktı. Bakın artık zombi diyemiyorum. Zaten oyunun başında ana karakterimiz Leon da kendisine saldıran ilk tipi hakladığında “Bu zombi değil!” diye bir cümle kuruyordu. Ayrıca bu RE4 ve özellikle onu takip eden oyunlarda artık kısıtlı sağlık ve cephane ile hayatta kalma mücadelesi, boğucu ve tehditin nereden geleceğinizi kestiremediğiniz için gerim gerim geren  atmosfer ve bazılarınız özlemese de oyunun ürkünç ve tuhaf yapısını daha da vurgulayan bulmacalar gibi seriyi özel kılan elementlerden de git gide arındı. Serinin önceki oyunu Resident Evil 6’da artık düşmanlarımıza uçan tekmeler savuruyor, silah ve cephane içinde yüzüyor, en zorlu anları QTE (anlık gösterilen tuşa bas devam et) ile geçiştiyor, aksiyonun dibine vuruyorduk.  Ve hayır, bu serinin hammadesi olan korkudan zerre nasibimizi almıyorduk. Resident Evil artık ölmüş müydü? Konami’nin Silent Hill’in de fişini çekmesi ile artık birkaç indie yapımcı haricinde korku oyunlarının hakkını verebilecek kimse kalmamış mıydı?

Baba Ocağına Dönüş

Bir şekilde bir mucize oldu.  Capcom 2016 PlayStation Experience etkinliğinde bir sunum ve ardından konsollarımıza bahşettiği bir demo ile umutsuz bünyelerimizi alt üst etti. Oynamaya başladığımızda hepimiz şunu içimizden geçirdik… “Bu… Resident Evil mı?” 16 yıl aradan sonra tekrar birinci şahıs kamera açısında geçmiş bir Resident Evil vardı karşımızda. Kafa karışıklığı ile gamepadlerimize davrandık ve şunları tecrübe etmeye başladık:  Ürkütücü ve bunaltıcı bir atmosfer, ilginç ve demoyu bitirdikten sonra bile tartıştığımız bulmacalar, serinin eski oyunlarına dair merak uyandırıcı ipuçları…  Bir dakika??? Biri bizi tekrar 90’lara mı ışınladı? Hem de alabildiğine modern bir şekilde? Neler oluyordu?  Serinin hayranları hemen kendi içinde ikiye ayrıldı, bazılarımız oyunu Amnesia, Outlast gibi indie yapımlar ile kıyasladı, bazılarımıza göre ise çok şey belli etmemesine rağmen bu demo bir şeylerin iyi yönde değiştiğini haber veriyordu.
Çok geçmeden demo birkaç güncelleme daha aldı ve her şey daha da ilginç bir hal almaya başladı. Capcom bizimle resmen oyun oynuyordu. İddiaları da büyüktü: Resident Evil 7 ile seri köklerine dönecek!  Capcom uçuşa geçmişti, biz oyuncuların ise tek elinden gelen beklemek ve umut etmekti.

 

 

Yıllar Önce Kaybettiğim Kardeşimi Aile Sofrasında Buldum

Soframızda haylaz bir evlat oturmuş durumda… çok ama çok vukuatı var.  Bir dönem kalplerimizin fatihi, şu an ise biraz yabancıladığımız, ama çokça da özlemini çektiğimiz ve galiba hayatını artık yoluna koymuş bir akrabamız.  Serinin hayranları için Resident Evil 7 tam olarak bu. Detaylarına yazının devamında bolca değineceğim ve içimden bir ses sofradan kalkarken hepimizin gülümseyeceğini söylüyor.

 

Arayan Mevlasını da Bulur Belasını da

Söz konusu korku türünde yapımlar olduğu zaman başroldeki tipler hep belayı özenle arayıp bulan insanlardır. Senaryosu ile bu konuda bir istisna olmayan Resident Evil 7’nin daha demosunda terkedildiğini düşündükleri Baker ailesine ait çiftlik evine giren televizyon programı ekibinin başına gelen güzel (!) olayları görmüştük. Ana oyunumuzda başrolde bulunan Ethan Winters, 3 yıldır haber alamadığı karısı tarafından gönderilen bir mail nedeniyle aynı eve ayak basıyor. Tabii belasını bulması da çok sürmüyor. Bir süre sonra yüzlerine baktığınızda bile tüylerinizin diken diken olduğu bir aile ile çaresizce aynı eve kısılı kalmış şekilde buluyor kendini… Daha da fenası bu evde Baker ailesinden de öte bir şeyler var ve  Ethan’ın zaten pek iyi durumda olduğunu söyleyemeyeceğimiz hayatını tamamen bir kabusa çevirmek üzereler. Resident Evil 7 ile Capcom senaryo konusunda bir ilke imza atarak doğulu ve batılı yazarları bir araya getiriyor. Bu çok detayına giremesem de oyuna oldukça yaramış, her iki taraftan da geneliyle şaşırtıcı fikirler gelmiş ve oyun her iki kültürün hayalgücünden başarıyla beslenmiş. Sadece şunu söyleyebilirim, oyun ilk dönem lanse edildiği gibi Texas Katliamı ayarında gitmiyor, senaryonun biraz içine girince kendinizi yavaş yavaş eski Resident Evil oyunlarındaki bilimkurgu ve korku harmanı olayların içinde bulacaksınız.

Oyunun demosundan bahserken Capcom’un bizimle oynadığı tuhaf akıl oyunlarından bahsetmiştim. Bu yaratıcılıkları oyunun tam sürümünde de devam ettirdiklerini ve bizi sıkça ters köşeye yatırdıklarını söyleyebilirim. Bir çok detaydan keyfinizi kaçırmamak adına bahsetmeyeceğim, ancak Resident Evil 7 hem oynanış hem de hikaye bakımında içinde çok sayıda sürpriz barındırıyor. Serinin eski fanatiklerini rahatlatarak başlayalım. Capcom gerçekten sözünü tutmayı başarmış. Nostalji arayanlar için neler var? Hayatta kalma faktörü tekrar önplana çıkarılmış, eski oyunlardaki gibi yine kasvetli ve neresinde hangi tehditi barındırdığını kestiremediğiniz bir büyük bir yapı içerisinde geçiyor oyun. Bulmacalar geri dönmüş! Eski oyunlardaki kadar zorlu değiller ama özellikle ilk oyuna gönderme niteliğindeki pompalı tüfek bulmacası beni benden aldı, nostaljiyle harmanladı. Zombiler tam anlamıyla yok, ama oyunda bolca göreceğimiz yeni B.O.W. (biyo-organik silahlar, diğer bir deyişle oyundaki yaratıklar) olan Mold’lar size eski oyunlarda çarpıştığınız yaratıkları aratmayacak. Mücadelemizi devam ettirmek için bulacağınız sınırlı sayıda silah çeşidi ve cephane ile kendimizi savunuyoruz. Vay… galiba yazının başlarında andığım serinin ikonik özelliklerinin hemen hepsini saydım. Ve bunların yanısıra bir de Baker ailesi faktörü var. Oldukça farklı karakter yapısında olan aile fertlerinin her biri size ayrı bir travma yaşatacak.

Teknik detaylara geçmeden önce oyunu PS4 Pro’ya bağlı bir PS VR ile tamamladığımı, incelemenin devamının VR odaklı olacağını ve belirli kısımlarda kıyaslama için televizyon ekranında bazı bölümleri tekrar oynadığımı not düşeyim.

Sizi İçeri, Daha İçeri, Kabusun Tam Ortasına Alalım
Sony’nin sanal gerçeklik cihazı PlayStation VR diğer ülkelere kıyasla Türkiye’ye biraz geç girdi. 2016’ın son aylarında satışa sunulan PS VR, ülkemizde 24 Ocak 2017 tarihinde, hoş bir şekilde Resident Evil 7’nin çıkış tarihi ile aynı gün raflardaki yerini aldı. Resident Evil 7 şu an sadece PS VR için sanal gerçeklik desteği sunmakta. PS VR ile Robinson, Driveclub VR, Here They Lie ve Robinson gibi çeşitli yapımları deneme şansı buldum. Önümüzdeki günlerde daha detaylı kaleme alacağım yazıda hem cihaz, hem de bahsini ettiğim oyunlar hakkında izlenimlerimi aktaracağım. Ancak şunu açık ve net belirtmeliyim, henüz emeklemekte olan bu teknoloji Capcom gibi firmalar sayesinde hızlı bir şekilde yürümeye ve koşmaya başlayabilir.

Resident Evil 7’nin VR desteği harika. Sanki normal haliyle yeterince korkutmuyor gibi sizi tamamen oynadığınız ortamın içine büyük bir başarı ile yerleştirerek korku dozunu katlayarak artırıyor. Gamepad ile rahatça kontrol edebildiğiniz oyunda klasik oynanıştan sadece 2 fark gözlemledim. Bunlardan ilki sağ analog ile kamerayı kontrol ettirme. VR modu devreye girdiğinde sağ analog ile kamerayı yukarı ve aşağı döndüremiyorsunuz. Oryantasyonunuzun bozulmaması için yapılan bu küçük düzenleme dışında oyun başlangıçta sağ ve sola 30 derecelik ani dönüşler yaptıracak şekilde ayarlanmış. Hiç alışamadığım bu sistemi neyse ki hemen menüye girerek değiştirebilir ve oradaki “smooth” seçeneğini onaylayarak kamerayı normal şekilde döndürebiliyorsunuz. Bu tür cihazlarda hareketten kaynaklı rahatsızlık duyanlar için de hareket hassasiyeti ile ilgili ek opsiyonlar mevcut. Az önce değindiğim ikinci değişiklik ise nişan alma sistemi. L2’ye basarak kaldırdığımız ateşli bir silah ile hedef almak için normal oynanışta analog çubuğu kullanırken PS VR’da bu işi gözümüzle (yani kafa hareketimizle) yapıyoruz. Ve bu özelliğe ba-yıl-dım! Bilirsiniz gamepad ile birinci şahıs kamerada nişan almak pek kolay değildir. Özellikle böyle ürkütücü ve bir yaratıkla karışlaştığınızda elinizin ayağınıza dolaşacağı bir oyunda bu şekilde çok sağlıklı nişan alabiliyorsunuz. Nişan almanın önemini şöyle vurgulayım. Oyunda en sık karşımıza çıkacak olan yaratık tipi olan moldları neresinden vurursanız ona görebir sonuç alıyorsunuz. Uzuvlara çalışırsanız kopartabiliyorsunuz; mesela dar bir koridordasınız ve çok yakın mesafeden bir Mold üzerinize doğru geliyor. Bacağına sıkacağınız birkaç kurşun ile yaratığın uzvunu koparabilir ve yerde süründürerek zaman kazanabilirsiniz. Ayrıca kafalarına yapacağınız isabetli atışlar da daha az mermi ile onları safdışı bırakmanızı sağlayacak. Bunlar haricinde kontroller aynı. Sol analog ile yürüyor, X ile nesneler ile etkileşime giriyoruz, touchpad haritayı açıyor, L2 nişan, R2 ateş (ya da bıçak kullanıyorsanız savurma), dpad tuşları ile de silahlarınız arasında hızlı geçiş yapabiliyorsunuz. Son olarak da envanterinizde first aid varsa R1 tuşu ile kendinizi iyileştirebiliyorsunuz.
Tam olarak kontrollere dahil olmasa da PS VR’ın oynanışa sağladığı güzel bir katkı daha var. Cihazın size sağladığı hareket özgürlüğü sayesinde normalde yapamadığınız köşelerden kafa uzatma, ya da çevrede normal kamera açılarının göremediği noktalara bakabilme gibi opsiyonlarınız mevcut. Bu tür detaylar oyunun atmosferini daha derinden hissetmenizi sağlıyor, ayrıca özellikle Baker ailesi fertleri tarafından kovalandığınız sahnelerde sakladığınız yerlerden etrafı kolaçan edebilme şansı sağlıyor. Son bir ek olarak oyundaki bazı detayları (özellikle bulunması zor yerlerde olan eşyaları) PS VR ile daha rahat farkedebildiğimi belirtmeliyim.


VR kesinlikle oyunun korku faktörünü daha da kuvvetlendirmeyi başarıyor. Bu tür oyunlar ile uzun yıllardır ilgilenen biri olarak belki normalde pek tepki vermeyeceğim sahnelerde bile fena şekilde irkildim. Bu gerçekten çok ama çok özlediğim bir şeydi. Hem çok sevdiğim bir serinin muhteşem geri dönüşü hem de bunu yepyeni ve beni oyunun içine taşıyan bir teknoloji ile tecrübe edebilmiş olmam hayatımda başıma gelen en güzel şeylerden biriydi.

Geneliyle harika bir tecrübe sunan VR modunun çok zorlarsak bazı noksanları da yok değil tabii. Mesela normalde yönetttiğiniz karakteri kamera açısı elverdiğince görebilirken (gövde, bacaklar vs.) VR modunda geçtiğimizde sadece dirseklerine kadar görebiliyoruz. Karakterin vücut modeli VR modunda yok oluyor. Buna bağlı olarak bıraktığımız gölge de doğal olarak yok. Oynayış tarzınıza göre pek de göremeyeceğiniz bu detay bazı oyuncular için bir süreliğine rahatsız edici gelebilir. Kendi açımdan eleştirebileceğim tek kısım özellikle script sahnelerde olan küçük ekran kararmaları. Oyuncunun anlık olarak pozisyon değiştirdiği anlarda, örneğin biri sizi tuttu ve yere çarptı, oyuncuya ait bazı animasyonlar gösterilmiyor ve onun yerine küçük bir kararma ile yeni sahnede olmanız gereken pozisyona ışınlanıyorsunuz. Tahminimce yine oyuncu / kamera oryantasyonu odaklı yapılmış olan bu düzenlemeye de alışmanız biraz zaman alabiliyor. Bir de bazı ara sahneler VR’a göre dizayn edilmemiş, oralarda kaskla VR harici gezintilerde olduğu gibi sinema perdesinden izler gibi 2d modda izliyorsunuz bu sahneleri. Bu şekilde birkaç tane sahne var, çok uzun da değiller, yine de bahsetmek istedim.

RE Engine grafik motoru ile hazırlanmış olan görseller oldukça inandırıcı durmakta. Dinamik ışıklandırma ve diğer efektler ile buhranlı ve tehditkar bir atmosfer yakalanmış. Capcom genellikle hangi platforma oyun yaparsa yapsın görsel açıdan hep işinin hakkını veren bir firma zaten. Donanımsal açıdan çok kuvvetli olmayan 3DS’e çıkardıkları Resident Evil Revelations bu konuda adeta bir ders niteliğindeydi. Resident Evil 7 ile birlikte photogrammetry tekniğini de oyunlarına taşıyan firma vücut hareketleri ve mimiklerde görsellerde yakaladıkları çıtayı bir kez daha yükseltmiş. Meraklısı için konu ile alakalı birkaç videoyu aşağıya iliştiriyorum.

 

Ses de yine Capcom’un oyunlarında çok özen gösterdiği, özellikle korku oyunlarında atmosferi kuvvetle pekiştiren bir diğer unsur. Resident Evil 7 de bu duruma bir istisna olmamış. Ambiyans efektleri o kadar başarılı ki sizi zaman zaman paranoyak yapıyor. Eskimiş bir binanın gıcırtıları, pencerelerden süzülen rüzgar, köşelerden bir yerden gelen o tıkırtı… hatta açık bıraktığınızı unuttuğunuz bir kapının kendi kendine kapanması!  Etrafınızda gerçek anlamda bir tehdit yokken bile  ses efektleri sizi diken üstünde tutmayı başarıyor.  Seslendirme konusunda ise Ethan hariç herkesin sesine hayran kaldım diyebilirim. Baker aile fertlerini seslendirenler harika bir iş çıkartmış ama Ethan’ın ses tonu böyle korkunç bir ortamda mahsur kalmış biri için fazlasıyla rahat, zaman zaman duygudan yoksun gelmekte kulağa. Neyse ki kendisini pek duymuyoruz oyun içinde.

Açıkçası keyfinizi kaçıracak detaylara girmek zorunda bırakmasa Baker ailesi için yazmak istediğim o kadar çok şey var ki…  Oyunun büyük kısmını geçireceğiniz çiftlik evindeki hemen her detay bir aile ferdinin arkaplanını yansıtıyor; özel eşyalarından giyim kuşamlarına ya da oda tasarımlarına kadar her detay aile bireylerinin kişiliklerini çoğu zaman bize yazılı bir detay vermeden anlamımızı sağlıyor ve o evde yaşıyorlar hissini vermeyi başarıyor. Tasarımda olduğu kadar oynanış açısından da her biri birbirinden özgün bu karakterler ile ettiğiniz mücadeleler de birbirlerinden oldukça farklı deneyimler sunuyor. Mesela oyunun ilk saatlerinde aile babası Jack ile olan etkileşimler daha çok oyuncuyu şok etmek üzerine kurulu iken karısı Margareth ile olan etkileşimlerimiz ise daha çok bizi rahatsız, huzursuz hissettiriyor. Evin dehası Lucas ise başa çıkabilmek için ise hareket etmeden önce iyi düşünmeniz gerekmekte.

Topla Beni, Kır Beni

Resident Evil 7 oyunculara biraz daha zaman harcatabilecek bazı ekstralar da içeriyor. Öncelikle oyunda çeşitli yerlere gizlenmiş olan ancient coin’den (antika sikke) bahsedelim . Oyunda iki ayrı noktada bulabileceğiniz kuş kafeslerinin içine konmuş iki yükseltme ve bir de silah mevcut. Bunları bulduğumuz antika sikkeler ile açabiliyoruz. Bu yükseltmelerden ilki olan steroid karakterimizin sağlık değerini yükseltiyor. Stabilizer ise silahlarımıza daha hızlı mermi doldurmamızı sağlıyor.  Üçüncü kafeste yer alan silahımız ise Resident Evil serisinin meşhur silahı Magnum. Oldukça kuvvetli olan bu silahı alabilirseniz boss savaşlarında gayet işinize yarayacaktır. Ancak en zor açılan kafeste bulunuyor.  Yani almak için diğer yükseltmelerden fedakarlık yapmanız gerekebilir.  Antika sikke ile elde ettiklerimiz haricinde oyunda yerleri bulacağınız fotoğraflarda gösterilmiş olan gizli steroid ve stabilizer’lar da bulunmakta. Bunlara ek olarak oyunda toplamda iki tane repair kit (tamir seti) bulunmakta. Bunlarla da oyunda bulacağınız bozuk pompalı tüfek ve bozuk tabancayı tamir edebilir ve kullanılır hale getirebilirsiniz. Bu silahlar normal pompalı tüfek ve tabancanızdan daha kuvvetli, ancak daha az mermi kapasitesine sahipler. Son olarak oyunda bulacağınız çanta kısıtlı envanter kapasitenizi birazcık daha genişletebiliyor.

İşin toplama kısmı bu. Peki kırdığımız kısım? Oyunda yine çeşitli yerlere serpiştirilmiş olan Mr. Everywhere adlı sporcu figürleri bulunuyor. Çoğu görünmesi gayet zor noktalara yerleştirilmiş olan bu figürleri çıkardıkları ritmik sesi takip ederek de bulabilirsiniz. Bu figürlerin tamamını tek bir oyun içinde kırabilirseniz bir trophy kazanıyorsunuz. Platinum trophy sevenler kulaklarını dört açsın.

 

DLC içerik desteği de alacak olan Resident Evil 7’nin ilk indirilebilir içeriği Banned Footage 1 Playstation’a diğer platformdan daha erken bir tarihte, 31 Ocak’ta geliyor.  İçerik detaylarına haberimize tıklayarak ulaşabilirsiniz. Season pass dahilinde Capcom oyuncuları ekstra içerikle beslemeye ve oyunu canlı tutmaya devam edecek. Bahar dönemimde ise ücretsiz bir hikaye içeriği oyunseverlerin beğenisine sunulacak.

Toparlayalım, Bakergiller Sofradan Bekliyorlar…
Resident Evil 7 getirdiği yenilikler ile seriyi bugünlere getiren ikonik nitelikleri başarıyla harmanlayabilmiş. Oynarken hiç bir anında sıkılmadığınız, ve aynı o özlemini çektiğimiz eski oyunlardaki gibi tekrar tekrar bitirilebilme potansiyeline sahip bir oyuna imza atmış Capcom… ah Capcom… Breath of Fire, Megaman, Darkstalkers gibi muhteşem serileri tarihin tozlu sayfalarına gömdükten sonra Resident Evil’dan da vazgeçtiğini düşünmeye başlamıştık. Küllerinden yeniden doğan serinin sonraki oyunlarının da bu denli başarılı olması dileklerimizle…