Konsollarda oyun oynayan biriyseniz kesinlikle oynamış ya da en azından duymuş olacağınız bir seridir Monster Hunter. Fantastik coğrafyalarda canavar avlayan bir avcının rolünü üstlendiğiniz Capcom imzalı seri özellikle PSP ve 3DS gibi el konsollarında büyük satış rakamları yakalamıştı. Uzun bir aradan sonra tekrar büyük ekranlara dönen oyun PlayStation 4 ve Xbox One platformlarında oyuncuların beğenisine sunuldu. Capcom’un çaktırmadan 4 senedir geliştirmekte olduğu oyun seriye nasıl bir yön verdi? Yeniden TV konsollarına dönen oyun bize neler sunuyor? Tüm detayları Monster Hunter World inceleme yazımızda masaya yatıracağız.

Monster Hunter serisini en kısa şekilde özetlemek istersek çoğunluğu dinozor veya ejderhalardan ilham alınarak yaratılmış “canavarları” avlayıp, avlarımızdan elde ettiğimiz materyaller ile de silah ve zırhlar yapıp daha zorlu avlara katıldığımız bir oyun. Serinin mekanikleri gayet keyifli ve sürükleyici olduğu için genelde bize pek hikaye anlatma derdine de düşmemiştir. Yazının devamında daha detaylı irdeleyeceğim bu mekanikler aynı zamanda Dark Souls gibi oyunlara da ilham kaynağı olmuş durumda.

Monster Hunter World durumu bir adım daha öteye taşıyarak seriye görsellik, oynanış ve uzun zamandır es geçilen hikaye faktörleri açısından büyük bir güncelleme getirmiş. Öncelikle hikaye ile başlayalım…

Yeni Dünya’nın Keşfi ve Bir Garip Avcı

Monster Hunter World’de insanlığın henüz yerleşmediği, dolayısıyla canavarlarla dolu olan “Yeni Dünya”yı keşfe çıkmış bir avcıyı oynuyoruz.  Karakter yaratma ekranından itibaren kendi oluşturduğumuz karakter ile dahil olduğumuz hikayede gizemlerle dolu bu topraklara yollanan 5. filoya dahil bir avcı olduğumuzu öğreniyoruz. Gemide henüz ilk arkadaşlarımızla tanıştığımız bir anda Zorah Magdaros adlı kadim ejder tarafından saldırıya uğruyor ve bir şekilde hayata tutunmayı başararak kendimizi Astera’da buluyoruz. Buradaki araştırma komisyonunun bize verdiği görevler doğrultusunda bir yandan Yeni Dünya’yı keşfederken bir yandan da buraları mesken edinmiş canavarları avlıyor ve Zorah Magdaros’un gizemini çözmeye çalışıyoruz.

Bağlı bulunduğumuz ufak hub bölgeden görev al – canavarı indir – hub’a dön – tekrarla mantığıyla giden klasik Monster Hunter oyunlarına alışık biri olarak açılışta ara sahneler ve bolca diyalog eşliğinde aktarılan hikaye hem şaşırttı hem de hoşuma gitti. Çok başarılı olsa da Capcom’un artık tamamen oynanış mekanikleri ve yeni canavarların da ötesinde, bize içine bizzat yarattığımız karakterle dahil olduğumuz ve açıldıkça daha da ilginç detaylar barındıran bir senaryo sunması harika olmuş. Senaryoda ilerledikçe yeni karakterler ve yeni bölgeler bize sindire sindire sunulurken oyunun dünyası başarılı bir şekilde oyuncuya benimsetiliyor. İlk defa bir Monster Hunter oyununda rol yapma oyunu hissini aldım. Bunu oyunun hiç bir temel mekaniğini bozmadan gerçekleştirebilmiş olmaları da cabası.

Seçimler… Seçimler

Gelelim oyunun en vurucu noktası olan oynanış mekaniklerine. Monster Hunter serisinde karakterimiz alabileceği bufflar dışında herhangi bir yükseltme almaz. Oyunda başarılı olma sırrınız tamamen ekipmanlarınız ve oynayış stilinize bağlıdır. Bu bağlamda ilk olarak kullanacağınız silahı iyi seçmeniz gerekmekte. Oyunda 15 çeşit silah var. Özellikle seriye yeni girmiş bir oyuncuysanız mutlaka oyundaki training bölgesine uğrayıp bu 15 silahı denemenizi tavsiye ederim. Geneli ile erişim mesafesi, hız ve kuvvet bazında çeşitli dağılımlara sahip olan bu silahların içinde “en iyi” diyebileceğim tek bir tür söylemek güç. Elbet bazı silahlar diğerlerinden daha çok kullanılıyor, ancak oynayış stilinize uygun olan üzerine gitmeniz abartılı hasar veren ya da başka oyuncular tarafından övülen bir silah seçmekten daha mantıklı olacaktır.  Oyunda etkili olduğunuz silah üzerinde sonradan yükseltmeler yaparak keskinlik, hasar gibi değerleri daha da ideal hale getirebilirsiniz.

Şimdi oyunun en emek isteyen ama avlarınızda başarılı olmanızı en çok etkileyen kısma geliyoruz: Zırh setleri. Avladığınız canavarlardan elde ettiğiniz materyallerle yapabildiğiniz bu setlerin defans ve element direnci gibi değerleri bulunmakta. Bu çok ama çok önemli ve oyunun en önemli kısmını oluşturuyor. Avladığınız canavarlar her görev ile birlikte daha da zorlu hale geliyor. Uğraşlı bir av seansı sonrasında eliniz boş dönmemek için iyi hazırlık yapmanız gerekmekte.  Örneğin avlayacağınız canavar yıldırım saçan bir tipse bu elemente karşı direnci olan bir set giymeniz dövüşte abartılı zararlar alıp sürekli paralize olmanızı engelleyecektir. Bunun yanısıra görevlerden topladığınız armor sphere adlı eşya ile zırhlarımızı daha da geliştirip fiziksel defans değerlerini daha da yukarı çekebiliyoruz. Zırhlarda bulunan belirli yetenekler de bize avlarımızda yardımcı oluyor, yetenekler parça bazında ya da set halinde aktif hale gelebiliyor ve hızlı iksir kullanabilmek, daha az stun sersemlemek, hatta suyun içinde daha hızlı hareket edebilmek gibi çok çeşitli avantajlar sunabiliyorlar.

Capcom’un Büyük Ekran Özlemi

Hikaye ve oynanışın ardından biraz da görseller konusuna eğilelim.  Yazının başlarında da değindiğim üzere çıkışını bir TV konsolunda yapmasına rağmen yıldızı el konsollarında (ilk olarak PSP, devamında 3DS) parlayan, bu platformlardaki satışlarıyla Capcom’un Street Fighter ve Resient Evil’ın ardından en çok satan üçüncü IP’si konumunda olan Monster Hunter’ı TV’de git gide daha az görür olmuştuk. En son 2009’da bir TV konsoluna, Nintendo Wii’ye çıkan Monster Hunter Tri’den sonra Capcom satış rakamları daha yüksek olan el konsollarına odaklanmış, hatta spinofflar haricinde serinin son iki ana oyunu olan Monster Hunter 4 (2013) ve Monster Hunter Generations’ı (2015) da 3DS için çıkarmıştı. Hal böyleyken artık Monster Hunter serisi  el konsolu oyunu olarak bünyemize işlemeye başlamıştı.

İşte tam bu noktada Capcom bize güzel bir sürpriz yaptı. Monster Hunter World ilk olarak E3 2017’deki Sony konferansında duyurulmuştu, ancak yönetmenin yaptığı açıklamaya göre oyunun yapım süreci tam 4 yıl öncesine kadar gidiyor! Capcom’un çok nadir habersiz, sessiz sedasız geliştirdiği oyun olmuştur ve ben artık bu durumu firmanın projelere gösterdiği ciddiyete bağlıyorum. Bu konuda etkili bir örnek olarak Resident Evil 7’yi verebilirim. Benzer şekilde adeta “çaktırmadan” geliştirilen oyun, çıkışına çok kısa bir süre kala basına duyurulmuş ve çıkışıyla da büyük etki bırakmış, bolca övgü almıştı.  Aynı izden devam eden Monster Hunter World için tek kelime ile şunu söyleyebilirim: Büyüleyici.

Capcom genellikle geliştirdiği oyunlarda etkileyici görseller sunan bir firma. Hatta bunu oyununu geliştirmekte olduğu platformu gözetmeksizin başaran da bir firma. Örneğin çok düşük donanımı olan bir konsol olan 3DS’e geliştirdikleri Resident Evil Revelations’ın mevzubahis konsolda dengi yok. Ancak çoğumuz içten içe Monster Hunter’ın daha kuvvetli bir sistemde de boy göstermesini dilemişizdir. Capcom da bir şekilde sınırları zorlamış olmayı istemiş olacak ki 4 yıl önce kolları bu proje için sıvamış. Sonuç mu?

Görkemli Yeni Dünya

Monster Hunter World PS4 ve Xbox One’ın gücünü sonuna kadar zorlayan bir yapım. Karakter ve çevre detayları, renk paleti, görsel efektler serinin önceki oyunlarına kıyasla göz kamaştırıcı düzeyde. Oyunlarda ağır bir grafik hayranı değilimdir, ancak Monster Hunter gibi atmosfer ve canavar tasarımlarıyla öne çıkan bir oyunda görsel seviyenin bu denli yükseltilmiş olması harika. PlayStation 4 Pro veya Xbox One X sahibiyseniz işi bir kademe daha ileri götürebiliyorsunuz. Bu sistemlerde oyun bize görseller, saniye başı kare görüntüleme ya da çözünürlüğe önem verme seçenekleri sunuyor. Bu konuda eleştirebileceğim tek nokta bize stabil bir saniye başı kare performansı sunamaması.  Özellikle grafiklere / çözünürlüğe önem ver seçeneği seçtiğimizde oyunun 40 frame civarlarında inişli çıkışlı takılması yerine 30 fps’e kilitli olmasını, ya da en azından böyle bir seçenek sunulmasını isterdim. Stabil bir hız inişli çıkışlı daha yüksek rakamlara kıyasla daha yumuşak bir görsel deneyim sunuyor.

Değişim ve Gelişim

Canavarları büyük ekranda, ince detayları ile işlenmiş şekilde görmek, mücadele boyunca aldıkları hasarı önceki oyunlara kıyasla daha detaylı gözlemleyebilmek gibi unsurlar Monster Hunter’ın TV konsollarına ne kadar yakıştığını bir kez daha hatırlamamı sağladı. Ancak oyundaki yenilik ve gelişimler bunlarla sınırlı değil. İz sürme ve  Scout flies (izci sinekler)  yeni oyunla birlikte ilk dikkatimi çeken mekanik oldu. Önceki oyunlarda canavarları bulmak tamamen hangi bölgelerde gezindiklerini bilmenize, ve mücadele sırasında onları takip boyası ile vurmanıza bağlıydı. Özellikle avınızı ilk keşfetme aşamasında boş dolanıp zaman kaybetmeniz olasıydı. Yeni gelen iz sürme mekanikleri ile canavarların çevrede bıraktığı ayak izi, döktükleri pullar vesaire gibi kalıntıları inceleyerek avınızın yerini tespit edebiliyorsunuz. Burada az önce bahsettiğim scout flies yeterince kalıntı topladığınız canavarların izini sürerek size yol gösteriyor ve av seanslarınız daha verimli geçiyor. Ayrıca avcı dediğin iz sürer arkadaş, nihayet oyuna düzgünce uyarlayabilmişler.

Haritalar da artık aralarında yükleme ekranları bulunan parçalardan oluşmuyor, yine rakamlarla bölgelere ayrılmışlar ama bir bütün halindeler. Önceki oyunlarda hantal olan bitki, mineral toplama animasyonları biraz daha hızlandırılmış. Yine oyuncuya bir kıyak olarak daha büyük olan haritalarda toplanacak bir şey varsa avcı sinekler çaktırmadan yerlerini belli ediyor, ekranda da toplanabilecek materyal varsa sol tarafta küçük bir mesaj çıkıyor. Ayrıca iksir içerken artık yürüyebiliyoruz, yalnız iksirin tesirini göstermesi halen zaman alıyor ve bu esnada takla atmak, saldırmak gibi aksiyonlara girerseniz iyileşme süreciniz yarıda kalıyor. Avlarda yanınıza aldığınız hümanoid kedi ırk Palico’lar hala çok sevimli ve Monster Hunter World’de oldukça işe yarıyorlar. Ayrıca oyunun belirli bir bölgesinden sonra açılan Safari opsiyonu sayesinde sizin için materyal de toplamaya çıkabiliyorlar. Bunlar haricinde oyun bünyesinde eski oyunlara ait tüm mekanikleri barındırmaya devam ediyor. Gidilen değişiklikler de geneli ile oyunu daha iyi getirmeye yönelik olmuş ve işini başarı ile yapmış.

Avcılar, Birleşin!

Monster Hunter World çevrimiçi oynanışı eksen edinmiş bir yapım. Oyun size açılışta bir oturuma dahil olmanız ya da oturum açmanız arasında seçim yaptırıyor ve oyuna başladığınız an diğer oyuncular ile eşleşip onların yolladığı questleri mesajlarını almaya başlıyorsunuz. Ancak tek başına oynamak isteyen oyuncular telaşlanmasın, oyunu tek tabanca da oynayabiliyorsunuz. Questleri seçerken oyuncu sayısını limitleyebildiğiniz gibi, yükeleme ekranı ardından hemen quest bölgesine geçerseniz başka oyuncu avınıza dahil olamıyor. Ancak sonradan fikir değiştirir, “Of, çok zorlandım. Keşke yanımda birileri olsaydı.” derseniz de bir S.O.S. flare kullanarak diğer oyunculara imdat çağrısı yollayabiliyorsunuz. Benzer şekilde kendiniz de görev panosundan yardıma muhtaç oyuncuları ziyaret edebilirsiniz.  Çok oyunculu seanslarda canavarların sağlık değeri daha yüksek olsa da kalabalık olmanın avantajı baskın geliyor. Muhtemelen ben bunları yazarken kafanızda “Oyunu oynamak için internet bağlantısı şart mı?” sorusu oluşmuş olabilir. Hayır, internet bağlantınız olmadan da oyunu oynayabilirsiniz.

Monster Hunter World el konsollarındaki uzun esaretten sonra zincirlerini kırmış ve TV konsollarının tüm nimetlerinden yararlanmış, en görkemli haliyle karşımızda. Serinin hayranları için zaten kaçırılmaması gereken bir oyun; yeni oyuncuların ise bunun “av” temalı bir oyun olduğunu unutmamaları halinde çok seveceklerine inanıyorum.