Sanatsal deneyime dayalı oyunlar tartışıla dursun, ben bu tarz oyunları seviyorum. Journey bunlara çok güzel bir örnektir benim için. İlk çıktığında PlayStation sahibi olmasam bile beni etkilemiş ve sonrasında PlayStation aldığımda ilk edindiğim oyunlardan biri olmuştu. ABZU da bunlara örnek verilebilir. Journey kadar etkilemese de bu tarz oyunlar arasında gayet iyi bir yere sahipti. Rekabetçi oyunları çok sevsem de üstümde yarattığı –bazı zamanlar- sinir stres beni bıktırabiliyor. Bu nedenle de bu oyunlar benim için bir kaçış olabiliyor. Innerspace’i de bu kategoriye sokabiliriz. Sanatsal kaygıların öne çıktığı bir keşfetme oyunu Innerspace. InnerSpace inceleme Başlat Tuşu’nda karşınızda.

 

Baştan söyleyeyim, bu oyunun 1987’de çıkan film ile alakası yok. İnternette oyuna göz atarken bu filme de denk geldim, belki merak eden olmuştur.

Sona Yolculuk

InnerSpace giriş paragrafında da bahsettiğim gibi, keşfetmeye dayalı bir oyun. Bulunduğu dünyanın yok olduğuna şahit olan bir arkeoloğa yardım etmeye çalışıyoruz. Arkeoloğumuzun dünya yok olunca kaybolacak hikâyelerini korumak amacımız. Bunu ise uçurtma benzeri bir şey olarak, kuş edasıyla etrafta gezinerek yapıyoruz.
InnerSpace’i daha rahatlatıcı yapan unsur ise görsel tasarımında yatıyor. Sanırım bu tarzı “yumuşak” olarak açıklayabilirim. Oyun çok renkli ama gözü yormayan, açık bir dünyaya sahip. Bu nedenle de baktıkça bakasınız geliyor. Tabii ki bu atmosferi destekleyen diğer önemli unsur ise müzikler. Bu tür yapımlarda müzik kısmı olmazsa olmazdır ve InnerSpace de bu noktanın farkında. Gayet atmosfere uygun, sizi daha çok oyuna çeken müziklere sahip. Hatta neredeyse çocuğunuzu alın, ninni gibi dinletin. Rahatlatıcı bir etkisi de söz konusu.

Atmosfer güzel, hikâye de var. Peki, oyunda tam olarak ne yapıyoruz? Amacımız uçup kaçarak etrafta bulunan birkaç tarzdaki görevleri yapmak. Bunu Grand Theft Auto serisindeki toplanabilir eşya görevlerine benzetebiliriz aslında. Toplayabileceğimiz “rüzgârlar” ve kalıntılar var. Rüzgârlar nispeten daha kolay bulunabiliyorken, kalıntıları bulmak daha uğraştırıcı oluyor. Bunun dışında düğmeleri açma-kapama, ip kesme gibi görevlerimiz de var. Burada asıl amaç yaratılan dünyada sizi uçabildiğiniz kadar uçurmak. Yani aslında oyunu sevdiyseniz ve bu dünyayı keşfetmekten keyif aldıysanız zaten bu tarz görevlere gerek kalmadan da uçarsınız. Burada sadece oyuncuya bir hedef verilmek istenmiş, çok da boş olmasın diye. Ancak görev yapmak isterseniz de kaybolmak çok kolay olabiliyor ve sonraki hedefi bulmak da güç olabiliyor. Bu konuda oyun daha serbest olmayı tercih etmiş sanırım.

Huzurla Süzül

Kontroller de tahmin edebileceğiniz üzere analog çubuklarla oluyor. Ayrıca ani manevraları kolaylaştırmak ve su altı moduna geçmek için de birer adet tuş eklenmiş. Kontrollerin basitliği bile aslında oyun hakkında kabaca bir fikir veriyor. Bu oyun sizi rahatlatmak için yapılmış. Stresli geçen bir iş gününün ardından evde ayakları uzatıp, yanında da bir fincan kahveyle bu oyun oynanır.

InnerSpace’in kötü olduğu noktalardan biri sanırım tercih ettiği “serbest” yapı. Bu bir tercih olsa da oyunu neredeyse oyun olmaktan çıkaracak bir noktada duruyor. Oyun oynadığınızı hissetmiyorsunuz bazen. Amaç rahatlamak ya da kafa boşaltmak olsa bile oyunda bir belirgin amaç olmalı ki oyuncu o oyuna vakit ayırıp memnun ayrılabilsin. Öbür durumlarda oyun oynamak yerine YouTube’da ya da başka bir mecrada başka görsel materyaller tüketilebilir. Yoksa neden ben bu oyunu oynamayı tercih edeyim ki? Ayrıca bazen çok dar koridorlar can sıkıcı olabiliyor. Bunu da yazmadan geçemedim.

InnerSpace çokça vurguladığım gibi herkese hitap edebilecek bir yapım değil. Oyunu genel olarak övsem de (genellikle bunun tersini yaparım aslında, ilk önce bayağı yerer sonra överim) aslında oynanabilecek bu tarzda daha iyi oyunlar var. İlk paragrafta da bahsettiğim gibi Journey ile ABZU çok güzel örnekler. Eğer bu oyunlar ilginizi çektiyse ve bahsettiğim yapımlara hiç elinizi sürmediyseniz, bayağı şanslısınız demektir.

Bunu dışında InnerSpace oynanabilir bir oyun, fakat çok da vakit geçirilebilir bir oyun değil. Şahsen bu tür yapımlarının kendilerini çabuk tüketmesi nedeniyle oyuncuyu tatmin etmesi zor buluyorum. İlk seferde çok güzel gelse de daha sonrasında aynı şeyi yapıyor hissiyatı yaşamak çok büyük bir olasılık. Bu oyunu uzun süre oynayabilmeniz için cidden bu tarz yapımlara büyük bir sevgi beslemeniz ya/ya da sanatsal açıdan bayağı irdelemeniz gerekiyor. Aksi takdirde sizi memnun etmesi zor.