
Özellikle 90’ların sonu ve 2000’lerin başlarına denk gelen, konsolların oyun dünyasını hızla domine ettiği yıllarda çok çılgın ve matrak fikirler üzerine kurgulanmış oyunlar vardı. Günümüzde artık hatırlanması imkansız olan Pepsiman, Mr. Mosquito veya Bishi Bashi gibi oyunlar bize standart kalıpların dışında oyuncusunu eğlendirirken bir yandan da gülmekten yerlere yatıran bir deneyim sunuyordu. İşte bu altın dönemin en absürt oyunlarından biri de Katamari Damacy idi. Minik prensimiz ve gerçek dünyadaki objeleri birbirine ekleyerek oluşturduğu devasa topu üzerine kurgulu oyunun basit formülüne karşın oldukça bağımlılık yapıcı bir yapısı vardı. Serinin ilk iki oyunu geçtiğimiz yıllarda remaster projesiyle modern konsollara geçiş yapmıştı, ancak asıl sürpriz şimdi geldi. Once Upon a Katamari inceleme yazımızda 14 yıl aradan sonra ana seriye gelen ilk devam oyununu masaya “yuvarlıyoruz” (ba-dum-tısss!).
Minik prens ve memnuniyetsiz kral
Once Upon a Katamari, açılışını yine dünyaları yuvarlayıp birbirine katacak minik yeşil prensimiz ve ne yaparsak yaranamayacağımız King of Cosmos (yani Evrenin Kralı) ile açılışını yapıyor. Bir ev temizliği sırasıda buldukları parşömen ile şebeklik yaparken evrenin içinden geçen kralın oluşturduğu hasarı düzeltmek yine bize kalıyor. Oyunun absürt komedi tarafı daha en baştan kendini hissettiriyor ancak sunum önceki oyunlara kıyasla daha yalın yapılmış. Bunda ise en büyük etken Keita Takahashi faktörü olabilir. İlk iki oyunun yapımcısı ve sanat yönetmeni olan Takahashi maalesef yeni oyunda yer almıyor, haliyle eski oyunlardaki anti-estetik ve absürt minimalizm içeren çılgın ara sahneler bu oyunda karşımıza çıkmıyor. Yazının çok erken bir safhasında süper niş bir tarafa çektim konuyu ama serinin eski bir seveni olarak, ayrıca bu stilden etkilenerek oluşan AC-BU adlı animasyon ekibinin çalışmalarını da (Pop Team Epic’teki Bob Team sekansları bu ekibe ait) seven bir animasyoncu olarak gözlerim ilk etapta direkt bu sunum tarzını aramıştı.
Yazıyı yuvarlamaya devam edelim! Once Upon a Katamari’de artık sadece coğrafi değil, zamana bağlı elementler de karşımıza çıkıyor. Feodal Japonya, yeni keşfedilmiş, “Altına hücum” dönemi Amerika’sı, hatta dinozorlarla dolu prehistorik zaman dilimleri arasında yer alan çılgın görevler ile abuk subuk şeyleri yuvarlayıp bir top (yahut oyundaki terim ile katamari) haline getirip krala sunuyor ve yokedilen gezegenler ve yıldızları tekrar oluşturuyoruz. Oyunun başlangıç aşamaları oldukça küçük çaplı, santimetre bazında şeyleri bir araya getirdiğimiz görevler ile açılıyor ancak bölümler ilerledikçe ölçeğimiz git gide büyüyor ve santimler metreye, metreler kilometre çapında dünyaları birbirine yuvarladığımız çılgın sekanslara dönüşebiliyor.
Yeni oyunla birlikte gelen zaman yolculuğu teması içerik açısından oyunu oldukça zenginleştirmiş. Orijinal yapımlarda modern çağa ait objelerin tekrarı, oyunun çılgın fikirleri ve sürekli büyüyen ölçeği sayesinde pek önemsenmiyordu ancak üçüncü tekrarda belki bazılarımız bu durumdan sıkılabilirdi. O açıdan bu zaman teması kurnazca bir adım olmuş, tebrik ediyorum. Bir diğer yeniliğimiz ise çok oyunculu modlar, çevrim içi veya çevrim dışı şekilde başka oyuncularla da karşılaşıp beraber yuvarlayabiliyor veya birbirimize karşı mücadele edebiliyoruz.
Oynanış ise oldukça basit. Topumuzu çift analoglu klasik şema ya da tek analoglu modern şemadan birini seçerek çevrede özgürce hareket ettiriyor ve çapımıza uygun objeleri topumuza dolayarak çığ gibi büyütüyoruz. Bulunduğumuz mekandaki kısıtlamalar veya çevredeki bazı karakterler ise engel / tehdit potansiyeli taşıyor. Amacımız görevimiz doğrultusunda toplayabildiğimiz her şeyi toplayıp kralımızı tatmin etmeye çalışmak. Görevler verilen süre içinde topumuzu belli bir ölçüye ulaştırmak, kısıtlı obje ile en yüksek puana ulaşmak ya da belirli şeyleri toplamak gibi çeşitli hedeflere sahip. Zaman zaman kuzenlerimiz ile de kapışıyoruz. Bu görevlerde en hızlı şekilde en çok objeyi toplayıp sıralamada yukarı çıkmak. Eğer topumuz daha büyükse kuzenlerin toplarını da ele geçirip kendimizinki ile yuvarlayabiliyoruz ki favori stratejim bu oldu.
Teknik tarafta çok fazla irdelenecek bir şey yok. Görsel yapı genel oalrak karikatürize ve yalın olduğu için ekibin bu konuda yapabileceği çok bir şey yok. PlayStation 2’deki ilk oyunlardaki yapı neyse Once Upon a Katamari’deki yapı da o. Belki günümüz oyuncusuna biraz daha sönük gelebilirler ama bu modellemelerin yüzlerce hatta binlercesini yuvarlayıp bir top yapıyorsunuz, yeri geliyor devasa binaları birbirine katıp gezegeni dümdüz ediyorsunuz. Haliyle tasarımlardaki bu tercihin aynı zamanda teknik bir altyapısının olduğu da belli oluyor. Oyunu test ettiğim PlayStation 5 platformunda performans namına en ufak bir sıkıntı yoktu, saniyede 60 kare hızında karmaşanın tadını çıkardım. Bu konuda tek üzücü haber Nintendo tarafında olabilir. Oyunun Switch 2 sürümü yok ve Switch 1 sürümü de kaçınılmaz olarak 30 kare kilidi ile geliyor. Yakın dönem incelemesini yaptığım bir diğer Bandai Namco oyunu olan Pacman World 2’nin gayet hoş bir Switch 2 sürümü varken Katamari’nin bu nimetten faydalanamaması biraz talihsiz olmuş.
Müzik tarafında da her şey tıkırında. Önceki oyunlarda olduğu gibi Once Upon a Katamari’de de serinin yüksek enerjisi ve neşesine uygun hareketli parçalar karşımıza çıkıyor. Soundtrack’te Saya Asakura, Kenji Ninuma, Yakushimaru Etsuko, chel mico, DAOKO gibi pek çok sanatçının emeği var, ayrıca eski oyunlardan derlenen 60 kadar parça da oyuna dahil edilmiş.
Once Upon a Katamari, ilk iki oyunun nostalji yüklü remaster’larına doyamayanlar için harika bir devam oyunu. Seriye yabancı oyuncular için de dolu dolu yapısı ve arkadaşlarla beraber oynama gibi yenilikleri ile ideal bir giriş oyunu olma niteliği taşıyor. Yurtdışında 40 dolardan satışa sunulan oyunun Türkiye’deki fiyatı ise Steam’de 26 dolar, PlayStation ve Xbox Türkiye mağazalarında 1750TL.














