- Advertisement -

Kanka bunun nitro tuşu ne?

Electronic Arts, büyük ihtimalle çoğunuzun duymadığı ve sadece Nintendo platformuna çıkan oyunu Need for Speed: Nitro‘yu, Kasım 2009‘da piyasaya sürdü.

Oyunu anlatmak için bu cümleden fazlasına gerek yok aslında. Nitro konseptinin abartıldıkça abartıldığı bu oyunda, araba mı sürüyorsunuz yoksa “jet ski” mi belli olmuyordu. EA aslında bu oyunda Nintendo kitlesinin daha “casual” yapıda olduğunu düşünerek oyunu yapabildiği kadar arcade yaptı. Aslında çekirdek Nintendo kitlesi (mesela ben) çoğu oyuncuya göre daha “hardcore“dur ya, neyse…

Oyun aslında çok da kötü değildi. Hatta oyun 60 kare/saniyede çalışıyordu ki, o zamanlar bu konular hiç konuşulmamasına rağmen bu performans başlı başına bir başarıdır. Grafikleri ise arcade yapısına göre güzeldi. Rio de Janeiro, Madrid, Dubai gibi ünlü şehirlerin bulunduğu oyun, sunum açısından da oyuncuları tatmin ediyordu. Yine de nitro ögesinin bu kadar abartılması oyunu başarısız kıldı. “Bunlar Mario Kart seviyor, en iyisi biz nitroya abanalım.” fikri… Cık, olmadı.

need-for-speed-tarihi-bolum-6-ben-nerede-yanlis-yaptim-yazici1

“Kınayt Onlayn” işinde çok para varmış beyler.

EA “para nerede, ben orada” mantığıyla bu sefer MMO (Multiplayer massive online – Çok oyunculu devasa çevrim içi oyun) işine el atmak istedi ve 27 Haziran 2010‘da Need for Speed: World‘ü oyunculara sundu sunmasına ama oyunu eline yüzüne bulaştırdı.

Most Wanted ile Carbon haritalarının birleştirilerek oyunculara en büyük NFS haritasının sunulduğu oyunda oynanış ve grafikler aslında gayet keyifliydi. Ancak oyun o kadar Pay to Win (Öde-kazan) mantığındaydı ki, çok büyük bir kısım onuncu seviye olunca bıraktı; çünkü daha üst seviyeler için oyun sizi başlangıç paketini almaya zorluyordu. Bunun dışında, para veren oyuncular çok rahat bir şekilde diğer oyuncuları geçiyordu. Bu nedenle de oyun hemen popülaritesini kaybetti.

Zaten bunun dışında da oyunda çok fazla hile bulunuyordu ve ilk başta yapımcılar bununla başa çıkamadı. Sürekli el değiştiren oyunu en son Black Box eline aldı ve düzene sokmaya çalıştı ancak iş işten çoktan geçmişti.

need-for-speed-tarihi-bolum-6-ben-nerede-yanlis-yaptim-yazici2

Ne varsa eskilerde var.

Tekrar üst üste çuvallamaya başlayan EA, “biz yeni bir şeyler yapmayı beceremiyoruz, en iyisi eski tutan şeylerden devam edelim” mantığına geri döndü ve Criterion Games tarafından yapımcılığı üstlenen Need for Speed: Hot Pursuit‘ın reboot’u (yeniden yapımı) Kasım 2010‘da çıktı. Ve benim de favorilerimden biri oldu.

Need for Speed’in özlenen yapısı bu oyunla birlikte geri döndü ve polisler tekrar peşimize düştü. (Kaçıncı kez düştüler sayamadım.) A segmenti araçlardan, egzotik araçlara kadar uzanan geniş yelpazedeki araç sayısı gayet tatminkar; grafikler ise hala günümüzde kabul görebilecek cinstendi. 160 km’lik haritaya sahip oyun çevresi ile de baş döndürmeyi başarıyordu. Görevlere göre yeri geldiğinde polis, yeri geldiğinde yarışçı oluyordunuz.

Hız hissini başarılı bir şekilde oyuncuya vermeye başaran oyunun tek eksi yanı ise kokpit kamerasının olmamasıydı. Birçok güzel NFS oyunun kaderinde bu olsa da, Hot Pursuit’in yeniden yapımı o kadar iyiydi ki; bunun eksikliğini pek hissetmedik.

2010 Game Critics Awards‘ta “En iyi yarış oyunu” ödülünü kazanan oyunu, yakın tarihte çıkmış en iyi NFS oyunu olarak nitelendirebiliriz.

need-for-speed-tarihi-bolum-6-ben-nerede-yanlis-yaptim-yazici3

Biz geçenlerde bir halt yemiştik.

EA hangi kafada olduğunu bilmediğimiz 2011 yılında tekrardan bir simülasyon tarzında oyun olan Shift 2: Unleashed oyuncularla buluştu. Hayır, yazım hatası yapmadım; oyunun başında Need for Speed takısı yok. EA de fark etmiş olacak ki, bu simülasyon yapısı NFS’ye uygun olmadığından, oyunun isminin başına eklememiş.

Pist sayısı yine yeterli olsa da yine ve yine araba sayısı yetersizdi. Önceki yazılarda da söyledik, simülasyon yapıdaki bir oyunda araç sayısı olmazsa olmazdır. Deveye anlatsak anlardı bunu herhalde…

Tek yenilik olarak kask kamerası oyuna gelmişti. Fikir güzel olsa da, oyunu kurtarmaya tabii ki yetmedi. Sanal gerçeklik ile tadından yenmezdi, o ayrı…

Bir bölümün daha sonuna geldik. Bir sonraki yazımız serinin son bölümü olacak. Tekrar görüşmek dileğiyle.