İnceleme: Death Stranding Director’s Cut

Metal Gear serisi ile tanınan Hideo Kojima’nın Konami ile olaylı ayrılığı ve kendi stüdyosu Kojima Productions’ı kurmasının ardından 2019’da PlayStation 4’e özel olarak çıkardığı, türünün bayrak taşıyıcısı, sıradışı bir oyundu Death Stranding. PlayStation 5’in çıkışına yakın bir dönem çıktığı ve çok etkileyici bir yapıya sahip olduğu için oyuncular Death Stranding’in yeni nesile gelip gelmeyeceği konusunda meraklıydılar. Kojima bu konuda ilk önce negatif dursa da, Sony oyuncularına bir kez daha göz kırptı ve oyunun güncellenmiş / geliştirilmiş sürümü ile tekrar karşımıza çıktı. Death Stranding Director’s Cut adıyla çıkan yeni sürüm  Sam Porter’ın post apokaliptik macerasını en cilalı hali ile bizlere sunuyor.

Kojima, Bir Deli Oğlan

Kariyerine 80’li yılların sonunda, Konami’de başlayan Kojima burada Metal Gear serisine adeta hayatını adayarak büyük bir başarıya imza attı. Zaman zaman dördüncü duvarı yıkan çarpıcı hikaye anlatımı ve oyuncuyu rutinden uzaklaştırmaya çabalayan deneysel, yeri geldiğinde sıradışı oynanış mekaniklerini oyunlarına katmaya çalıştı. Sinema sanatına aşık biri olan Kojima özellikle 2000’lerden sonra çıkarıdğı oyunlarını hep bir sinema filmi tadında sunmaya gayret etti. Özellikle son yapımlarında Holywood’un büyük isimleriyle de çalışmaya başlayan ve oyunlarını pazarlama konusunda çok ekstrem yöntemlere başvuran Kojima’yı Konami artık maddi olarak taşıyamadığını farketti. 2015’te, Metal Gear Solid V’in yapımı sonrasında ise Kojima firma ile yollarını ayırdı ve kendi oyun stüdyosunu kurdu.

Kojima Konami ile ayrılığı öncesinde yeni bir Silent Hill oyunu yapmak üzere çalışmaya başlamış ve sürprizli bir demo bile yayınlamıştı. P.T. (Playable Teaser) olarak adlandırılan bu demoda Kojima ünlü film yapımcısı / yönetmeni Guilermo del Toro   (Blade, Hellboy, Pan’s Labyrinth) ve Walking Dead dizisi ile ünlenen aktör Norman Reedus ile anlaşmıştı. Çok üzücü bir şekilde bu oyun hayata geçirememiş olsa da Kojima bu iki büyük ismi yeni stüdyosunda da yanında olmaya ikna etti ve aralarına Mads Mikkelsen ve Léa Seydoux gibi isimleri de ekleyerek kadroyu daha da kuvvetlendirdi. Oyuncular ve sinemaseverler için ilginç bir şeyler kapıdaydı… Ama oyun neye benziyordu? Bu ise apayrı bir konu.

Death Stranding'in dosya boyutu netleşti

Açık Dünya Bilimkurgu

Death Stranding gerçekten ilginç bir yapım. “Türü ne?” diye sorarsaınız  kabaca aksiyon diyebiliriz, ama tam olarak öyle değil, zaman zaman simülasyon oluyor, bazen crafting mekanikleri devreye giriyor… Karakterimizle yaptığımız ana eylem post apokaliptik bir açık dünyada kuryelik yapmak. Hani şu The Postman filmindeki gibi bir atmosfer düşünün… Bir felaket sonrası dünyada Beached Things (Kıyı Varlıkları) olarak adlandırılan görünmez yaratıklar kol geziyor, değdiği her şeyi zaman erozyonuna uğratan yağmurlar yağıyor.  Haliyle hayatta kalabilenler kendilerini Know Cities adı verilen yerleşkelere kapamış durumda. Kahramanımız Sam Porter Bridges (Norman Reedus) bu tehlikeli dünyada bağımsız bir kurye. İnsan ilişkileri pek de iyi olmayan, etliye sütlüye karışmayan, sakin bir karakter. Bir cesedi yakım tesislerine götürmeye çalıştığı bir görevde başına gelen sıradışı olaylar, onu zamanında terketmiş olduğu BRIDGES’a tekrar dönmesine neden oluyor ve bir yandan bu tuhaf dünyaya adapte olmaya  bir yandan da olayların gizemini daha iyi anlamaya çalışırken buluyoruz kendimizi.

İlk paragraftan dahi anlaşılabileceği üzere oyuna özel türetilmiş bir sürü terim var. Bunlardan en önemlisi oyun boyunca yanımızdan da ayrılmayacak olan Bridge Baby. Hayat ve ölümün arasındaki durumu temsil eden bu premature bebekler sayesinde kıyı varlıklarının yerini tespit edebiliyoruz.  Yani bir nevi dedektör niyetine kullanıyoruz kendilerini. Ancak en nihayetinde yaşayan bir organizma oldukları için de onlarla ilgilenip stresten uzak tutmamız da gerekiyor. Açık dünyada özgürce gezinirken sırtımızdaki ağırlığın dengesini de tetik tuşlar ile sağlıyoruz, yani sırtımıza aldığımız ağır bir çantanın kayışlarına sarıldığımız gibi. Kıyı varlıkları ya da oyunun dünyasında bulunan kötü niyetli diğer insanlar da oyunun çatışma / aksiyon kısımlarını doldurmaya çalışıyor. Sam seyahat ve savaş için bir çok şey kullanabiliyor, hatta bunları inşa dahi edebiliyor.

Death Stranding için yeni bir fragman

Director’s Cut Ne Ola?

Director’s Cut, sinemadan gelen bir terim. Bir film yapımında çeşitli sebeplerden dolayı içerik konusunda değişiklikler, kesilen sahneler gibi çeşitli faktörler oluşabilir. Director’s Cut başlığı altında yayınlanan filmler yönetmenin orijinal niyetini / misyonunu taşıyan, onun uygun gördüğü şekilde tekrar montajlanmıştır.  Bu halleriyle orijinallerinden çok daha farklı durabilir, daha uzun sürebilir ve seyirciye çok farklı hisler yaşatabilirler. Death Stranding Director’s Cut da bize çeşitli yenilikler sunuyor;

  • PlayStation 5’in gücünden yararlanacak şekilde elden geçirilmiş görseller, çözünürlük ve saniye başı kare yenileme hızı(fps).
    (Kalite modunda 4K çözünürlük, 60fps’e kadar değişken kare hızı
    Performans modunda 4K’ya kadar dinamik çözünürlük, stabil 60 fps)
  • Yeni silahlar ve destek iskeletleri.
  • Tekrarlanabilen boss savaşları
  • Dual Sense’in haptic feedback ve adaptive trigger özelliklerinden faydalanan yeni oynanış.
  • Yeni yarış mekaniği. Evet, artık yarışlara katılabiliyoruz.
  • Gizlilik ve aksiyona dayalı yeni görevler

Madalyonun Diğer Yüzü

Death Stranding çok farklı bir yapım. Bu onun vurucu noktası olduğu kadar aynı zamanda oyuncu kaybetme riski de taşıyan bir özelliği. Malum, günümüzde kalıplaşmış haline gelen türleri yıkmaya çalışan yüksek bütçe oyun pek çıkmıyor.  Büyük firmalar yıllarca finanse ettikleri projeleri en güvenilir şekilde satmak ve kar etmek derdinde. O nedenle bu tarz sıradışı oyun deneyimi misyonunu indie yapım stüdyoları üstlenmiş durumda. Kojima’nın özellikle taze kurulmuş bir stüdyo ile böyle bir işe girişmesi takdir edilesi. Öte yandan oyuncular bu girişim karşısında ikiye ayrılmış durumda. Bir kısmı oyundan övgülerle bahsederken bir kısmı da “kargocu simülasyonu” diyerek kenara itmiş durumda. Ben de oyunun beğendiğim ve eksik bulduğum kısımlarını kısaca değinerek yazımı bitirmek isterim:

Hikaye – Oyunun genel olarak en beğenilen niteliği. Death Stranding gizemlerle dolu bir hikaye kurgusuna, çoğu ünlü aktörler tarafından canlandırılmış zengin bir karakter kadrosuna sahip. Sinematikler ve oynanış arasında zaman zaman dengesizlik olsa da Death Stranding bize  etkileyici ve şaşırtıcı bir hikaye sunuyor.

Açık Dünya – Oyunun dünyası görsel olarak şahane. Decima oyun motoruyla geliştirilen Death Stranding atmosfer açısından dengine az rastlanır bir etki bırakıyor. Özellikle oyunun başlarında dağ bayır gezerken çevrenin keyfini çıkartıyor, huzurla doluyorsunuz. Öte yandan bu açık dünya maalesef içinde keşfedilecek pek bir şey barındırmıyor ve zaman zaman bu kadar büyük olması gerekli miydi, diye soru sormanıza da sebep olabiliyor. Sonlara doğru ise görevlerin A noktası ile B noktası arasındaki mesafe olmaktan öte geçemiyor.

Oynanış / Yapay Zeka – Kendine has bir oynanışı olan oyunda eşya taşırken ayrı, çatışmada ayrı, bebeğinizle başbaşayken ayrı bir tat alıyorsunuz. Oyunun zayıflığı daha çok çatışmada kendini gösteriyor. Elbette bu oyun bir Metal Gear değil, ancak çatışmalarda aldığınız his çoğu zaman sığ. En ölümcül görünen düşmanlara karşı savaşırken dahi mücadele ve zorluk hissi pek yok.

Ses ve Müzik – İşte burada işler harika. Oyunun müzik tarafını sırtlayan Ludvig Forssell’e Low Roar adlı grubun parçaları eşlik ediyor. Özellikle oyunun ilk yayınlanan fragmanında kullanılan I’ll keep coming adlı parçalarıyla kulakları okşayan grup oyunun en ilginç sürprizlerinden biriydi.

Death Stranding Director’s Cut sadece PlayStation 5 için çıkan, oyunun nihai sürümü diyebileceğimiz bir yapım. Oyunun PlayStation 4 sürümünden bağımsız olarak alınabileceği gibi isterseniz eski sürümün üzerine güncelleme olarak da satın alabiliyorsunuz. Oyuncuları ikiye ayıran, deneysel olarak nitelendirilebilecek bir proje olmasına karşın oyuncular için kalıpların dışında bir deneyim sunan, şans verilmesi gereken bir oyun.28

- Advertisement -
GENEL BAKIŞ
Görseller
9.5
Hikaye / Sunum
9
Oynanış
7.5
Ses / Müzik
9
Eğlence
8
Önceki İçerikHBO’nun The Last of Us dizisinden ilk fotoğraf geldi
Sonraki İçerikBack 4 Blood çıkış fragmanı yayınlandı
Başlat Tuşu'nun genel yayın yönetmeni. 33 yaşında. Sırasıyla İngilizce Öğretmenliği, Resim ve Animasyon bölümlerinde eğitim görmüş bir yazar / çizer / animatör. Siteye katkıları dışında çizgiroman, canlandırma ve sinematografi üzerine çalışmalar yapar. Çocukluğundan bu yana video oyunları onun için hobiden de öte bir tutku olmuştur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz