Sony’nin 2017’de PlayStation 4’e özel olarak sunduğu üçüncü oyunu Horizon Zero Dawn inceleme yazımız ile karşınızdayız.  Yine PlayStation’a özel Killzone serisi ile tanıdığımız Guerilla Games tarafından geliştirilen aksiyon / rol yapma oyunu Horizon Zero Dawn, bizi bugüne kadar gördüğümüz en renkli kıyamet sonrası dünya ile buluşturuyor.

Oyunu incelemeye başlamadan önce bir kaç yıl geriye dönmek istiyorum…  2015 yılına. Horizon Zero Dawn’ın ilk yayınlanan fargamanı ile Guerilla Games bu sefer first person shooter türü dışında bir yapım üzerinde çalıştığını bize müjdelemişti, ama…

…fragmanı izleyen hemen herkesin kafasında şöyle bir soru oluşmuştu: “Bu oyunun içeriği tam olarak ne?“  Açıkçası ben ilk izlediğimde ağzımdan ilk dökülen kelimeler şunlardı: “Monster Hunter’ın robotlusu.”  Zaman içinde yayınlanan yeni fragmanlar ile ne kadar yanıldığımı görmüş olsam da oyunu konsoluma takıp oynayana kadar aynı soru kafamda sürekli tekrar etti ve yanıtlar sürekli değişti, ancak işin adını bir türlü koyamadım. Açıkçası bu durum oyunu oynadığım ilk saatlerde dahi devam etti. Tomb Raider gibi yay ve okun önemli olduğu, doğadan malzemeler toplayıp oklar, iksirler yaptığımız; Witcher gibi tekil bir karakter üzerine yüklenmiş bir senaryo, devasa bir dünya ve rol yapma dinamiklerine sahip;  mızrağımızla Dark Souls’taki gibi tetik tuşlarla hafif ve ağır saldırılar yaptığımız (tuşlar bile aynı! R1 / R2) ve kamp ateşleri ile kayıt noktaları oluşturduğumuz; Monster Hunter’daki gibi avımızın (dinozor yerine robotların) sağını solunu parçalayıp eşya elde etme ve bunlarla çeşitli şeyler craftlama gibi bir çok oyundan farklı elementler Horizon’da tek potada eritilmiş ve inanılmaz keyifli ve oyuncuyu boğmayan bir şekilde yedirilmişti. Bu alışma sürecini atlattıktan sonra farkettim ki, mevzubahis elementler o katman katman o kadar başarılı bir şekilde bir araya getirilmişti ki, tıpkı renk skalasındaki tüm renkleri karıştırdığınızda elde ettiğiniz gibi beyaz ve temiz bir sayfa haline geliyor, artık ilham kaynaklarına benzemeyen özgün bir oyun kıvamını buluyordu.  Guerilla Games artık fps oyunlarını mazide bırakmış ve yeni ve görkemli bir başlangıç yapmıştı:

Önemli not:  Horizon Zero Dawn inceleme yazımız PlayStation 4 Pro sisteminde, oyunun 43.12 GB boyutlu 1.00 sürümü ile yapılmıştır.

Dünya Artık Bizim Değil

Aloy adlı kızıl saçlı, dik başlı bir savaşçı hanımı kontrol ettiğimiz oyun, yazımın başında da dile getirdiğim üzere kıyamet sonrası olarak tabir edebileceğimiz bir dünyada geçmekte. Yalnız aklınıza Mad Max, Fallout ya da Metro serisindeki gibi kurak topraklar, harabeye dönmüş binalar gelmesin. Horizon Zero Dawn daha açılışta bizi ters köşeye yatırarak doğanın olanca güzelliği içinde insanlığın küllerinden yeniden doğmuş olduğu, kabileler ve yeni inanışlarla bezeli primitif, rengarenk bir dünyanın ortasına bırakıyor. Ancak daha açılış filminde de göreceğiniz üzere bebekliğinden çocukluğuna Aloy’un koruyuculuğunu üstlenmiş olan Rost bir dizi robotun arasından geçerken kafamız karmakarışık oluyor: İnsanlık teknolojide bu kadar ilerledikten sonra ne oldu? Başlarına ne geldi? Neden bu kadar ilkel bir yaşama dönüldü? Etrafta dolanan irili ufaklı robotlar neyin nesi? Amaçları ne?  Senaryo açısından keyfinizi kaçıracak detaylara girmemek için bir çok detayı aktaramayacağım ama oyunun sürekli merak uyandıran, dünyası hakkında minik ipuçları veren ama uzunca bir süre gizemini kaybetmeyen bir hikayeye sahip. Ana karakterimiz Aloy da bu gizem faktöründen payını almış durumda.  Henüz bebekken kabilesi tarafından sürgün edilmiş Aloy’un sırrı da uzunca bir süre başarıyla gizleniyor ve dozu çok iyi ayarlanmış hikaye sunumu / aksiyon ikilisi eşliğinde senaryoya kendimizi kaptırıp gidiyoruz.

Rost Aloy’a gizliliğin inceliklerini öğretirken…

 

Oyunun girişi Aloy’un çocukluğundan yetişkinliğe adım atışı ve kendini sürgün edildiği kabileye tekrar ispatlayışı ekseninde gelişiyor.  Bu esnada oyunun gizlilik, hayatta kalma, savaş ve rol yapma mekaniklerini de öğrenmiş oluyoruz.  Başlangıç silahlarınız arasında yer alan mızrağınız oyun boyunca alacağınız bazı questler ile geliştirilebiliyor. Ok ye yay gibi uzak menzil silahları ise oyunda ilerledikçe tüccarlardan alabiliyorsunuz. Enderlik seviyesi sırasıyla beyaz – yeşil – mavi ve mor olarak değişen silahların yanısıra çeşitli zırhlar da giyebiliyor, ekipmanlardaki slotları özel taşlar (Mods) ile modifiye edebiliyoruz. Oynanış dinamiklerini detaylandıracak olursak:

Gizlilik:
Oyunda koştuğumuz zaman gürültü çıkarıyor, çevremizdeki insan ve robotların dikkatini çekebiliyoruz. Kare tuşu ile gizlilik moduna girebiliyor ve eğilerek sessizce hareket edebiliyoruz. Ayrıca çevrede bulunan uzun otların arasına bu moddayken karışabilir ve düşmanlarınız tarafından farkedilemez hale gelebilirsiniz. Bu modda sizi farketmeyen düşmanlarınızı pusuya düşürüp yüksek zarar veren bir saldırı yapabiliyorsunuz. Düşmanlarınızın 3 ayrı modu bulunuyor. Herhangi bir tehdit hissetmediklerinde  çevrede sakince dolaşıp sıradan aktivitelerini gerçekleştiriyorlar. Bu modda düşmanlarınızı gafil avlayarak çoğunu tek vuruşta öldürebiliyorsunuz. Robotlarda doğal mod saçtıkları mavi ışıktan farkedilebiliyor.  Herhangi bir ses duyar ya da sizi uzaktan görürlerse sarı moda geçiş yapıyorlar. Bu modda iken sesin geldiği kaynağa doğru arayışa geçiyorlar. Bu modda da gizlendiğiniz yerden ağır hasar veren saldırınızı yapmanız mümkün, ancak düşmanlarınız siz saldırmadan farkedip savaş pozisyonlarına geçebilir.  Son olarak düşmanlar tam olarak sizin varlığınızı keşfettiklerinde kırmızı moda geçiyorlar. Bu andan itibaren savaşmak ya da kaçmak dışında yapabileceğiniz bir şey yok.

Watcher’lar gece teftişinde

Savaş:
Horizon Zero Dawn’ın savaş mekanikleri uzak ve yakın menzil olarak iki yarıya ayrılmış durumda.  Yayınızı ateşlemek için L2 tuşuna basılı tutarak nişan alıyor ve R2 ile okunuzu fırlatıyorsunuz. L1 silahlar ve cephane kısayol menüsünü aktif ediyor. Aynı anda 4 uzak menzil silah taşıyabiliyorsunuz ve mor seviyede olanların 3 ayrı cephane tipi bulunuyor. Uzak menzil silahlarınız fiziksel ve elementsel zarar, tuzak kurma ya da robot avlarınızın parçalarını dağıtma gibi farklı odaklara sahip. Özellikle tuzak sınıfında oklar atan yayınız zorlu mücadelelerde çok işinize yarıyor. İki ayrı noktaya atış yaparak gerdiğiniz tel, türüne göre düşmanınızı şoklayabiliyor ya da bir patlama alevler içinde bırakabiliyor. Savaştığınız robotun zayıf noktalarını Focus ile inceledikten sonra en iyi stratejileriniz ile saldırın. Özellikle Sawtooth gibi agresif yapıda olan robotlar dikkatli olmasanız sizi kısa süre içinde indirebiliyor.
Uzak menzil silahların yanısıra oyun boyunca taşıdığımız bir de mızrağımız bulunmakta. Hafif saldırı için R1 ve ağır saldırı için R2 tuşları ile kullandığımız mızrak robotları parçalara ayırmak için en ideal silah. Ayrıca çok hareketli düşmanlarınızı okla haklayamaz ve burun buruna gelirseniz mızrak başvuracağınız en etkili silah oluyor. Oyunda bazı questler ile mızrağımızı güçlendirebiliyoruz. Ayrıca seviye atladıkça yetenek ağacımızda mızrağı daha etkili kullanmamızı sağlayan bazı yetenekleri de açabiliyoruz.
Saldırı haricinde takla atarak düşman saldırılarından kurtulabiliyoruz. Doğru bir zamanlama ile yuvarlak tuşuna basarak takla atmak sizi ölümcül bir darbeden kurtarabilir. Özellikle çevik ve ölümcül düşmanlarınız üstünüze atlamayı çok seviyor. Takla ile düşmanlarınızın bu tür saldırılarını savuşturun ve onları cezalandırın!

Focus Modu:
Aloy’un çocukken bulduğu, kulağa takılan küçük bir cihaz olan Focus, kıyamet öncesi uygarlıktan kalan nice yadigardan biri. Aloy’un düştüğü bir yeraltı mağarasında halen çalışır durumda bulduğu bu cihaz hayatından bir dönüm noktası oluyor. Oyun içinde R3 (sağ analog) tuşuna bastığımızda devreye giren radar ile çevremizdeki toplanabilir eşyaları, canlıları ve robotları görebiliyoruz. Focus ayrıca robotların zayıf noktalarını, parçalanabilen ve alev alabilen kısımlar gibi avlanırken işimize çok yarayacak detayları da sunuyor. Bununla da kalmıyor insanların bıraktıkları ayak izlerini hatta robotlar doğal modlarındayken yürüyecekleri rotayı dahi bu cihaz sayesinde takip edebiliyoruz (R1 tuşu ile).  Yine Focus sayesinde eski uygarlığa ait dökümanları okuyabiliyor, bazı cihazları çalıştırabiliyor ve ses kayıtlarını dinleyebiliyoruz. Bunlar da bize kıyamet öncesi dünya hakkında bize önemli ipuçları aktarıyor.

Focus modunda ayrıca R2 tuşuna basarak avınızın üzerinde bir takip imleci oluşturabilirsiniz

Keşif / Toplama / Avlanma :
Horizon Zero Dawn’ın çok büyük bir dünyası var. Köyler, kasabalar, kamplar ve robotların yanısıra şifalı bitkiler; tavşan, balık, hindi, tilki, domuz gibi av hayvanları ve eski uygarlığa ait çeşitli kalıntılar da oyunun dünyası üzerine dağılmış durumda. Genellikle questler ile yönlendirildiğiniz oyunda ilerledikçe kamp ateşleri göreceksiniz, bunlar bir nevi checkpoint görevi görmekte. Aynı zamanda oyununuzu bu noktalarda kayıt da edebiliyorsunuz. Üçgen tuşu hızlı kayıt yapmanızı sağlarken kare ile de kontrollü (slot seçerek) kayıt yapabilirsiniz. Oyunda bulduğunuz bitkileri de üçgen tuşu ile topluyorsunuz.  Bu şekilde topladığınız şifalı otlar / yemişler oyunda sağlığınızı toparlayabilmek için en çok başvuracağınız yöntem olacak. Can barınızın altındaki yeşil çubuk size ne kadar  kullanım hakkınız olduğunu gösteriyor. Zarar aldığınız zaman dpad’deki yukarı tuşuna basarak bunları kullanıyor ve sağlığınızı dolduruyorsunuz.  Toplama kapasiteniz medicine pouch belirliyor ve bir yetenek ile hem iyileşme hızınızı hem de toplayabileceğiniz otun miktarını artırabiliyorsunuz.  Toplayabileceğimiz bitkiler elbette bununla sınırlı değil. Ok yapımında bolca kullancağınız kuru dallar, özel iksirler yapmanızı sağlayan, hatta cephane üretiminde kullanabileceğiniz bazı diğer bitkiler de bulunuyor. Bunların yanısıra avladığınız hayvan ve robotlardan topladığınız materyaller ile de cephane ve taşıma kapasitenizi artıracak yükseltmeler yapabiliyorsunuz.

Oyunun çevre detayları o kadar etkileyici ki manzaraya dalıp dakikalarca sıkılmadan bitki toplayabilirsiniz

Crafting:
Oyunda gerek doğadan gerekse robotlardan topladığımız materyaller ile bir sürü şey yapabiliyoruz. Bunların en başında tabii ki cephane geliyor.  Robotlardan düşen metal parçaları ve kuru dal, tel gibi bazı ek parçalar ile ok yapabiliyoruz. Oklarımızı ana menünün yanısıra hızlı bir şekilde L1 ile açtığımız kısayol menüsünden de imal edebiliyoruz. Ayrıca avladığımız hayvanların deri ve kemiklerinden de taşıma kapasitemizi yükseltecek yeni çantalar yapabiliyoruz. Bunların haricinde oyunda özellikle zorlu savaşlarda acil şifaya ihtiyaç duyduğumuzda kullanacağımız iksirleri de av hayvanlarının etlerinden yapıyoruz. Ayrıca elementlere karşı direnç sağlayan ya da maksimum sağlık değerimizi geçici bir süre yükselten iksirler de yapabiliyoruz.

Savunma ve iyileşmenin yanısıra tuzaklar ve bombalar da yapabiliyoruz. Ancak bunları kullanmadan önce Disarm Traps adlı yeteneği öğrenmenizi tavsiye ederim, yoksa yanlış yerleştirdiğiniz bir tuzağı yerinden kaldıramaz ve harcadığınız materyalleri israf etmiş olursunuz.

Rol Yapma:
Horizon Zero Dawn da tıpkı Withcer gibi tek bir karakterin ekseninde geçiyor. Diğer bir deyişle olayları Aloy’un çerçevesinden görüyoruz. Zaman zaman yanımızda yer alan yardımcılar da oluyor, ancak quest bittiğinde herkes kendi yoluna gidiyor. Öykü boyunca ana görevler, yan görevler ve ekstralar üçgeninde gidip geliyoruz. Ekstralar avlanma, haydut kampları dağıtma, ya da getir götür mevzularından oluşurken, bazı yan görevler ise ana görevle paralel başka hikayeleri bize aktarıyor. Açıkçası her biri ayrı bir keyif içeren, atlamamanızı önerdiğim tipte. Bazıları hikayedeki ilginç detaylara ışık tutarken bazıları da mızrağınızı kuvvetlendirme gibi uzun vadede çok işinize yarayan güçlendirmeleri açabiliyor.  Görevler esnasında çoğu rol yapma oyununda olduğu gibi karakterlerle etkileşime geçerken çıkan diyalog çemberinden yaptığımız seçimlerle öğrenmemiz gerekenleri öğreniyor, merak ettiklerimizi sorguluyoruz. Hikayenin belirli anlarında ise üç tipte seçim yapmanızı gerektiren durumlarla karşılaşabiliyoruz. Horizon Zero Dawn’da bu sisteme Flashpoints adını uygun görmüşler. Flashpoint durumlarda yumruk ikonuna sahip confront ile  karşımızdakini tehdit ya da tahrik eden bir üslup ile; beyin ikonuna sahip insight ile akılcı, yeri geldiğinde zeka ile karşıdakini ezici bir üslup ile; kalp ikonlu cevap ile de daha sevecen, anlayışlı bir üslup ile yanıt verebiliyoruz. Buralarda yapacağınız seçimler ileride gerçekleşecek olaylarda size yansıtılıyor.

Uçsuz bucaksız ufuklara doğru dört nala…

Şafaksız Ufuklar

Yazının başından beri değinmek için zorlukla sabrettiğim konuya da artık girişimi yapayım: Görseller. Malumunuz, AAA projelerden son dönem çok ağzımız yandı. Bullshot olarak tabir ettiğimiz, gerçeği yansıtmayan, oyuncuları kandırmak ve oyunu sahte bir etkileyicilikle pazarlamak üzerine giden nice yapımcılar harika serilere çok irili ufaklı kara lekeler bıraktılar. Bunların en acı örneklerinden biri bir kaç sene evvel Dark Souls 2 olmuştu.  Bandai Namco’nun ilk gösterdiği oynanış videosu ağzımızı açık bırakmış, ancak çok sonradan o videonun uzaktan yakından yanından geçmeyen bir oyun ile karşı karşıya kalmıştık.  Ülkemizde pek sevilen, benim de oldukça hayranlık duyduğum Witcher serisinin son halkası Witcher 3’den bir darbe yedik sonra. Oyun yapım aşamalarının son demlerine doğru bir downgrade yedi ve ilk gösterilen etkileyici görsellerden çok olmasa da uzaklaştı… CD Projekt RED oyunun geliştirme aşamasının ilk safhalarında o görseller ile işi götürebildiklerini, ancak yapım devam ettikçe ve oyunun açık dünya yapısı iyice oturunca işlerin pek de iyi yürümediği ve bazı şeyleri kısmak zorunda olduklarını belirtmişlerdi.  Pekiyi, ben bunları neden anlatıyorum? Çünkü Horizon Zero Dawn da çıkışına kadar oldukça etkileyici görsellerle sunuldu. Öyle ki ilk izlediğim videolardan sonra kesinlike bir açık dünya oyunu olacağını tahmin edememiştim. O nedenle şüphelerim vardı. Oyunu 30 saate yakın oynadıktan sonra düşüncelerim ise şu şekilde:

“Horizon Zero Dawn, bugüne kadar oynadığım en iyi görsellere sahip açık dünya oyun olabilir.”

Bu sözümün sonuna kadar arkasındayım sevgili oyunseverler. Oyunu PlayStation 4 Pro’da test ettiğimi yazının başlarında belirtmiştim ancak sırf bu savımı doğrulayabilmek için normal sürüme ait görselleri de uzunca bir süre inceledim. Pro versiyonu şüphesiz ki bazı iyileştirmelere sahip, örneğin oyunun 1080p modunda supersampling (yüksek çözünürlüklü render alıp 1080p’ye tekrar düşürülerek elde edilen ileri seviye kenar yumuşatma) desteği var, 2k native + konsola özel checkerboard teknolojisiyle 4K’ya kadar görüntü desteği, HDR (high dynamic range) var. Pro’nun hakkını sonuna kadar veriyor, AMA standart PlayStation 4’lerde de harika bir performansı var ve abartı büyük bir ekranda oynamıyorsanız iki sürüm arasındaki farkı anlamanız zor.  Bu konuda anlaştıysak konunun asıl oak noktasına geri dönmek istiyorum.  İlk olarak Horizon’daki terrain detayları inanılmaz, bunu 3.5 senelik bir teknoloji ile alıyor olmamız harika. Tane tane ayrılan ve gür bir şekilde toprağa yedirilmiş otlar, her bir yaprağı rüzgarda ayrı savrulan yaptakları olan ağaçlar, günün saati ve hava durumuna  göre başarıyla ayarlanmış ışıklandırma, gerek karakterler gerek çevre için belirlenmiş renk paleti… her şey inanılmaz başarılı. Bunların hepsini bir Witcher hayranı olarak yazıyorum ve benim için Witcher Horizon’ı oynayana dek en başarılı dizayna sahip açık dünya rol yapma oyunuydu. Guerilla Games’i bu konuda tekrar tekrar tebrik ediyor, mümkünse Killzone türevi shooter oyunlar yerine hep böyle yapımlarla karşımıza çıkmasını diliyoruz.

Horizon Zero Dawn 1 Mart’ta çıkıyor. Oyunu PlayStation Store’dan dijital olarak satın alanlar çıkış tarihinden 2 gün önce oyunu yüklemeye başlayabilecekler.