Evet sevgili okur, geleneksel olarak her iki senede bir yaptığımız Far Cry şenlikleri başladı. Hemen bir kontrol edelim eksik gedik var mı: Açık dünya… tamam. Karizmatik kötü adam… tamam. Kötü adamın yapay zeka özürlü adamları… O da tamam. Sanırım eksiğimiz yok, Far Cry 5 inceleme kısmına geçebiliriz.

Herkese merhaba arkadaşlar, kötü adamıma hoş geldiniz.

Her iki senede bir çıkan oyunların girişini yapmak beni çok geriyor. İlk paragraflar önceki incelemelerle o kadar aynı oluyor ki, birebir aynı olmamak için fabrikada birkaç kamyonu feda etmek zorunda kalıyorum. Şu kısmı şöyle bir hileyle aşmak istiyorum:

ÖLÜMCÜL BİR TARİKATA KARŞI SAVAŞ
Hope County (Özgür Umut Kasabasında) tek başına veya koop modunda oyna. Kendi ordunu kur, tarikata karşı savaş.

MİSİLLEMELER DÜNYASI
Tarikata acımasızca saldır, fakat Joseph Seed ve müritlerinin gazabından sakın.

KENDİ YOLUNU KENDİN AÇ
Tüm zamanların en kişiselleştirilebilir Far Cry oyununda kendi karakterini yarat, kendi maceranı seç. 

DİNAMİK ARAÇLAR
Efsanevi spor arabaların, ATV motorların, uçakların, ve diğer araçların dümenine geç, tarikat ile müthiş savaşlara tutuş.

GİZLENME TEKNİKLERİ YENİDEN TANIMLANIYOR
Oyun deneyiminizi göz takibiyle zenginleştirin. Düşmanlarınızı sadece onlara bakarak işaretleyip gizlenme becerilerinizi geliştirin ve takım arkadaşlarınızın tehditleri belirlemesine yardım edin. 

Oyunun kendi Steam açıklamasından da görebileceğiniz üzere Far Cry her zamanki Far Cry. Temel mekanikler çoğunlukla aynı. Normalde bekleyeceğinizden farklı bir yapıyla karşılaşmayacaksınız.

“Özgürlükler” ülkesi.

Mekan Amerika Birleşik Devletleri. Her zamanki gibi dağ-bayır araziye konumlanmış bir şehirde bulunan sapkın bir tarikat ve onun daha da sapkın lideri bölgede terör estiriyor. (Klişeler incelemesi oluyor git gide.) Biz ise “polis teşkilatının” çaylağı olarak, şerifimiz ve onun yardımcıları ile birlikte Joseph Seed adlı tarikat liderini tutuklamaya giden ekibin içinde bulunuyoruz. Plan aslında basit; git, tutukla ve dön. Ama tabii ki işler pek öyle yürümüyor.

Kiliseye giriyoruz ve şerif bizden kötü adamı kelepçelememizi istiyor. Bir şekilde kelepçeledikten sonra, tam helikoptere binerken insanlar saldırmaya başlıyor ve helikopterimiz bir süre havalandıktan sonra düşüyor. Joseph “Seni buradan baban bile kurtaramaz.” diyip gidiyor ve biz de başlıyoruz kaçmaya.

Birkaç kaçış sekansını oynadıktan sonra ne oluyor? Tabii ki yollarımız çok iyi kapli direnişçilerle kesişiyor ve artık yolumuza “yalnız” devam ediyoruz. Adanın kaderi bizim ellerimizde. (Aslında bulunduğumuz yer ada değil ama benim ada diyesim geliyor.)

Uzaklar Ağlıyor 5

Sevgili okuyucu sen söyle. Bu hikaye akışı seni de baymadı mı? Sürprizler aynı, kırılma noktaları aynı… Kişiler ne kadar iyi yazılırsa yazılsın bana o kadar “tahinli kabak tatlısı” tadı vermeye başladı ki (Ben sevmiyorum ondan dedim, siz seviyor musunuz yoksa?) ben artık zevk alamıyorum.

Şimdi ortada şöyle bir durum var: Siz önceden hiç Far Cry oynamamış olabilirsiniz. Haklısınız, o zaman bu üstte yazdıklarım size pek bir şey ifade etmeyecektir. Üzülmeyin! Bu noktadan sonra oyunun genel mekaniklerine ve değişikliklerine değinmeye başlayacağım. (İçimi dökmem lazımdı önden kusura bakmayın.)

Oyun genel anlamda modern bir dünyada geçiyor. Eski oyunlarda bir şekilde kabilemsi bir hayata dokunuşlarda bulunuyorduk. (Primal’ı hiç söylemiyorum.) Far Cry 5’te ise tarikatımız da “modern”, biz de modern; her şey günümüz çağında geçiyor.

Hikaye girişinden sonra Fallout New Vegas’taki doktor amcamız stayla bir amcamız bize yardım ediyor ve uyanıyoruz. “Alıştırma” diye hitap edebileceğimiz bu bölümde, oyunda nasıl ilerleme kaydedebileceğimiz bizlere anlatılıyor. Oyunda ana düşmanımız belli, ona direkt “Ya Allah, bismillah” diye gidemiyoruz; ilk önce direniş tarafını güçlendirmemiz bekleniyor. Bunu yapmanın da birtakım yolları var ve oyun bu hususlardan bahsediyor. Daha sonrasında tüm bölgeye uygulayacağımız şekilde, küçük bir alanı “özgürleştirmemiz” isteniyor. Burası sizin oyuna ana başlangıç noktanız oluyor ve tüm şehir için yolculuğunuz pek farklı ilerlemeyecek şekilde başlıyor.

Ben tekim, siz hepiniz. (Yine)

Şehir üçe ayrılmış durumda. Bu üç bölgede liderin üç kardeşi var. İlk önce bu kardeşleri hallediyor, sonra Joseph Seed’e ulaşıyoruz. Yukarıda direnişin elini kuvvetlendirmemiz gerektiğinden bahsetmiştim, bu kısım puanla ölçülüyor. Siz belli görevleri yaptıkça direniş puanı kazanıyorsunuz ve bölgeye “özgürleştirmek” adına belli miktarda puan toplamanız bekleniyor. Bunu yapmanın birtakım yolları var. Birisi tabii ki ana görevler ve bu görevler çeşitlilik gösteriyor, hir hikaye akışı sunuyor ve genel anlamda sıkmıyor. Diğeri ise tahmin edebileceğiniz üzere yan görevler; %95 aynı şeyleri yaptığınız, bazen yeter yapmak istemiyorum dediğiniz halde oyunun sizi yapmak zorunda bıraktığı tarzda olan görevler: Rehine kurtar, üs ele geçir, konvoylarına saldır vs. gibi her daim yapabileceğiniz şeyler olduğu gibi; yan karakterlerden aldığınız “Tırnağım kırıldı, tırnak makası bulabilir misin? :(” tarzında, bir tırnak makası için ayılarla kapıştığımız görevler de var.

Oyun çıkmadan önce bayağı üzerinde durulan bir kısım var ki, yalnız değiliz. İlk önce klasik bir “yapay zeka özürlü, iki dakika sonra ölecek” karakterleri mi yanımıza alacağız gibi düşündüm ama Ubisfot’un hakkını verelim biraz bu işin üstüne düşmüşler. Dokuz adet bu yan karakterlerden var ve hepsinin farklı bir hikayesi var. Ayrıca bu karakterlerin uzman olduğu yetenekler de farklı. Aslında amaçlanan şey şu: Oynanış tarzına ve göreve göre bu adamlardan istediğini yanına al, hayatın şenlensin. Başıboş olarak eklenmiş bir özellik yerine bu şekilde bir arka plan yaratılması güzel hareket olmuş, tebrikler.

Tabii ki kendinize yetenekler açabiliyoruz. Bu sistem ise oyundaki “achievement” yani başarım sistemini oyun içine entegre ederek hazırlanmış. Şöyle ki; normalde on adet ayı vurunca başarım açacağınıza oyun size iki adet haracayabileceğiniz puan veriyor, diyor ki git istediğin şeyi aç. Bunlardan onlarca var ve tamamladığınız her görev için puanları topluyor, yetenekleri teker teker açıyoruz. Bir de eski oyunlarda edindiğimiz “toplayıcılık” rolünü üstümüzden biraz almışlar sağ olsunlar, yoğun olarak yaptığımız “şu çiçeği topla, balını em, sonra geyiği severken derisini yüz.” kısmını bayağı azaltmışlar. Evet hala var ama oyunumuzun büyük bir bölümünü kapsamıyor. Sağ ol Ubisoft.

Beraber oynamak derken öyle değil.

Başka bir yenilik olarak oyunu bir arkadaşınızla daha oynayabiliyorsunuz ama şöyle bir sorun var ki ana hikaye ilerlemesi sadece oyunu kuran kişi için ilerliyor. Bu noktada bence cazibesini de yitiriyor. Wildlands’te olduğu gibi yapabilirlerdi aslında ama neden böyle bir şeyi tercih ettiler, bilmiyorum.

Oyunda yine bir doğayla iç içeyiz ama yukarıda da söylediğim gibi toplayıcılık rolünden atıcılık rolüne daha çok kaydırıldığımız için sadece birkaç çatışmadan başka bir şey yapmıyorsunuz. Arada kafanıza ayı, dağ aslanı falan düşebilir ama; yine de siz dikkatli olun.

Silahlar ise Primal’ı saymazsak diğer oyunlarla paralel şekilde yer buluyor. “Allah’ım bu silah ne, çok şaşırtıcı!” dediğiniz hiçbir şey yok. Sadece Far Cry’da değil, artık uzayda geçse bile tüm oyunlarda bulunan ok-yay ikilisi, hafif ve ağır makineli tüfekler, uzun mesafe tüfekleri, pistoller… Hepsi bildiğiniz şeyler. Yakın mesafe için kürek kullanabiliyorsunuz ama o güzel olmuş. Bazen birilerinin ağzına kürekle vurasınız geliyor ya, onu bu oyunda yapabilirsiniz işte.

Oyunun bir de Arcade kısmı var. Harita editörü ile birlikte oyun motorunun izin verdiği alanda kendi mekanlarınızı oluşturup, kendi kurallarınızı koyabilirsiniz. Bunları topluluk ile paylaşarak heyecana ortak olabilirsiniz… Demek istiyorum ama bu kısmı oynamak bana doğru düzgün nasip olmadı. Sürekli hata alıp oyundan attı beni, ben de artık yeter diyip uğraşmaktan vazgeçtim. Ama bir göz atabilirsiniz, eğlenceli olabilir.

Hope Town’dan aldım bakır.

Oyun genel anlamıyla klasik bir Far Cry’ın bir tık daha geliştirilmiş versiyonu olarak duruyor (ki öyle). Bu kötü bir şey değil. Siz bu oyunu oynamaktan çok zevk alıyorsanız; 3-4-Primal-5 fark etmez, 6-7-8 gelse bile hala oynarım diyorsanız sizin için harika bir oyun var ortada. İncelemenin devamını (yani eleştirelerime devam edeceğim) kısmını okumasanız da olur.

Ancak bu yazıya devam eden sevgili okur, sen de benim gibi “Şimşek Tunçören* yeteeeer.” diyenlerdenseniz; bence bizim için bu oyuna harcayacağımız zamanı daha farklı oyunlara harcayabiliriz. Hikaye 20 saat üzeri sürüyor ve ne kadar farklı bir şey anlatsa da ağızda kalan tat aynı.

Arkadaş, attığım her adımdan aksiyon çıkar mı? Bırakın beni, salın ya. 100 metre araba süremiyorum. İlla bir düşman çıkıyor, illa silahlar konuşuyor. Nefes almak istiyorum belki? Biraz ortalıkta gezinip, iki yeşillik görüp kafa dağıtmak istiyorum ya hu!

Oyunlar benim PC’mi zorlamaya başladı. Tabii ki bu benimle alakalı bir durum (R9 270, AMD FX6300), oyunun performans sıkıntısı yok AMA ilk haftaki durumuyla yazılım olarak çok çöküyor. Güncellemeyle hallederler diye umut ediyorum. Bir de birkaç bug var ama, o kadar olur sıkıntı değil.

Far fakır, Cry da fakır.

Far Cry, aynı Far Cry. Minik değişikliklerle, eski oyunu daha da iyileştirerek bir ürün sunulması bana hitap etmiyor. Çünkü hiçbir heyecan duymuyorum. Yaptığım her şey bana aynı geliyor ve çok çabuk sıkılıyorum.

Ama 84121545 kez tekrar ettiğim gibi Far Cry seviyorsanız, kaçırmayın. Oyunu Playstore üzerinden satın almak için tıklayın!