- Advertisement -

“Önemli oyunlar çıkmaya başlasın, alırız” diyenlerdenseniz uyaralım: Son yılların en iyi oyunlarından birisi PS4’e özel olarak piyasaya çıktı.

Giriş

1800lü yılların Avrupa şehirlerine benzer bir şehir, Yharnam. Sivri kuleleri, ıslak Arnavut kaldırımı yolları, grotesk heykelleri ve asla eksik olmayan puslu havasıyla pek de misafirperver gözüken bir şehir değil. Bu şehirde yıllardır söz sahibi olan Şifa Kilisesi, kendisini insanın ve ötesinin sırlarını çözmeye adamış ve bazı şeyleri de başarmış. Tabii buna başarı denilebilirse.

Şifa Kilisesi’nin araştırmaları ve deneyleri sayesinde artık pek çok hastalığa deva bulunmuş. İlaç olarak kullanılan malzeme ise kan. Kan üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda kanın mucizeler yaratabileceği gözlemlenmiş ve pek çok derde iyi geldiği anlatılmış. Böylelikle Yharnam şehri kandan üretilen pek çok ilacın üretim merkezi olmuş. Artık kan, hayatın bir parçası olmuş, hatta kanlı içecekler alkolün bile yerini almıştır. Ama her şeyin bir bedeli vardır. İnsanlık, kurcalamaması gereken konulara bulaşmış ve cezasını bulmaya başlamıştır. Yharnam şehrinin sakinlerinin bir kısmı yavaş yavaş değişmeye, insanlıktan çıkmaya başlamış, bu da şehirde -özellikle geceleri- tekinsiz bir hava yaratmıştır. Bir süre sonra garip değişimler o kadar artar ki, insanlıktan çıkanlar Yharnam’ın başına bela olur. Her gece avcı grupları tekinsiz sokaklarda canavar avlamaya başlar. Ta ki bu avcılar da o yaratıklara dönüşene kadar. Ölü sayısı o kadar artar ki sokaklar artık gömülmemiş tabutlarla dolmaya başlar.

İnsanlığını kaybetmemiş çok az kişinin kendilerini evlerine kilitlemiş olduğu bir zamanda Yharnam’a adımımızı atıyoruz. Ufak bir kan transferinin ardından Yharnam’ın rüya ile gerçeklik arasında asılı kalmış sokaklarında korkularımızı avlamaya hazırız.

Kabusları kovalarken 

From Software ve Sony Computer Entertainment Japan stüdyolarının ortak çabalarının ürünü olan Bloodborne oldukça zor bir oyun. From Software’i dünya çapında üne kavuşturan Demon’s/Dark Souls oyunlarının babası Hidetaka Miyazaki’nin önderliğiyle ortaya çıkan Bloodborne, karanlık ve aynı zamanda oldukça estetik bir yapıya sahip. RPG elementlerini, aksiyon türü oynanışla birleştiren oyun pek çok yönden Souls serisini andırıyor. Daha önceki yazımızda da belirttiğimiz üzere, dövüşlerde savunmayı minimuma indirip oldukça saldırgan bir oyun sergilememiz gerekiyor. Artık arkasına güvenle saklanabileceğimiz bir kalkanımız yok. Onun yerine O tuşu ile düşman saldırılarından hızlıca kaçmalı, kalabalığı iyi kontrol edip en iyi saldırı stratejilerimizi belirlemeliyiz. Tabii bunları yaparken de hızlı olmalıyız. Zira ellerinde tırmıklar ve oraklarla saldıran şehir sakinleri, ciğerimizi deşmek için koşuşturan hastalıklı köpekler ve çevrede konuşlanmış tüfekli adamlar cesedimizi çiğneme konusunda oldukça istekliler. Bu cinnet ortamından sağ çıkmak o kadar da kolay değil. Bu oyunda onlarca, yüzlerce kez ölmeye hazır olun. Aynı zamanda her ölüşünüzden dersler çıkarmaya ve kendinizi öle öle geliştirmeye de hazır olun. Tıpkı Souls serisi gibi Bloodborne da sabrınızı fazlasıyla ödüllendiren bir oyun.

Bölüm tasarımı konusunda Dark Souls’un çok sevilen “birbirine bağlı bölümler” şeklindeki örümcek ağı misali özenle örülmüş bir dünya yapısı mevcut. Binbir zahmetle ulaştığımız bir meydanda kilitli bir kapıyı açtığımızda 30 dakika önce yola çıktığımız noktaya anında geri dönebiliyoruz. Kestirmeler böylesine zor bir oyunda insana rahat nefes aldırıyor ve çektiğimiz sıkıntıları böylelikle ödüllendiriyor.

Oyunun başında öldüğümüzde gittiğimiz “Avcı’nın Rüyası” isimli düş mekânı, Demon’s Souls’taki Nexus gibi sığınak görevi görüyor. Oraya ilk vardığımızda oyunda kullanacağımız ana silahı ve tabancamızı seçiyoruz. Daha sonra oyunda açtığımız, kontrol noktası işi gören lambalar sayesinde Rüya’ya istediğimiz zaman geri dönebiliyoruz.

Oyunda gizliler dâhil toplam 16 adet ana silah bulunuyor. Silah tasarımları alıştığımız kılıç, kama gibi değil, hepsi kendine özgü bir şekilde tasarlanmış durumda. Örneğin testere satırı isimli silah kıvrımlı yapısı ve testere gibi tırtıklı kenarlarıyla canavar kanı akıtmak için birebir.

Silahların iki modu bulunuyor. Standart modda menzili kısa olan silahımızı L1 tuşuna basarak uzatabiliyoruz. Örneğin; testere satırı, ortadan ikiye katlanan bir yapıya sahip. L1 tuşu ile silahı uzatıp daha geniş saldırılar yapabiliyoruz. Bunun yanında kombonun ortasında silahın modunu değiştirip vuruşlarımıza devam edebilme gibi bir güzellik de koymuş From Software. Bunun yanında R2 tuşuna basılı tutarak bir süreliğine gerinip, silahımıza güç toplayıp bir anda çok güçlü bir saldırı yapabiliyoruz. Bunu çaktırmadan düşmanın tam arkasından yapabilirseniz, düşman dengesini kaybedip düşüyor. Hemen yanına gidip kendisine kritik vuruş yaparak dev boyutlarda hasar verebilirsiniz.

Sol elimizle kullanabildiğimiz yan eşyaların (ateşli silah, kalkan ve diğerleri) sayısı da 10 civarında. Eski tip tabanca ve tüfeklerin yanı sıra, alev püskürtmeye yarayan bir alet, meşale ve pek de sağlam olmayan bir kalkan da yan silahlar arasında. Ateşli silahımızı genellikle saldırmak için kullanmıyoruz. Karşımızdaki düşman bize saldıracağı an silahımızı ateşlediğimizde, kendisine diz çöktürüp savuşturma yapmış oluyoruz. Dengesini kaybeden düşmanın hemen yanına gidip saldırı tuşuna basmalıyız. Bunu yaptığımızda karakterimiz düşmanın karnına elini sokup iç organlarını parçalıyor. Böylelikle devasa boyutlarda hasar verebiliyoruz. Bu, özellikle iri ve canı çok olan düşmanlar için, hatta PvP yaparken rakipleriniz karşısında kullanmanız gereken çok önemli bir taktik. Siz siz olun bu özelliği refleks haline getirmeye bakın.

Avcımızı geliştirmek

Tıpkı Souls oyunlarında olduğu gibi bu oyunda da seviye atlatıp karakterimizi güçlendiriyoruz. Bunu yapabilmek içinse oyunun bir nevi para birimi olan kan yankısı toplamamız gerekiyor. Düşman öldürdükçe topladığımız kan yankılarını, Avcı’nın Rüyası’ndaki yardımcımız taş bebek ile seviye atlamak için kullanabiliyoruz. Oyunda Canlılık (can puanımızı etkiliyor), Dayanıklılık (temel olarak stamina’yı etkiliyor), Kuvvet (ağır silah kullanımını ve verdiği hasarı etkiliyor), Yetenek (genel/hızlı silah hasarlarını etkiliyor), Kanrengi (kana özel silahları/mermileri etkiliyor) ve Arkana (arkana büyü kullanımı/hasarını etkiliyor) gibi karakter özellikleri mevcut. Kullanmak istediğimiz karakter yapısına göre bu özelliklere her seviye için birer puan veriyoruz. Ama benim önerim, ilk olarak Canlılık ve Dayanıklılık özelliklerini yükseltmeniz yönünde olacaktır. Ayrıca oyun içinde pek çok şekilde kazandığımız sezgi puanlarıyla özel ulak havuzundan alışveriş yapabiliyor veya oyunumuza yardım için diğer oyuncuları çağırabiliyoruz. Ayrıca sezgi puanımız fazlaysa, oyundaki düşmanların saldırı düzenleri de değişiyor ve oyun zorlaşıyor.

Bu arada Arkana demişken… Oyunu tam olarak oynamadan inceleme yazan birtakım sitelerin dediklerinin aksine, bu oyunda büyü var. Büyüler eşya gibi kullanılıyor ve cıva mermisi harcıyor. Bu arkana büyülerinin bir kısmı silahımızı ve karakterimizi güçlendirirken, diğerleri de elimizden ahtapot kolu çıkartıp saldırma, kozmik ışın saldırısı, kurt gürlemesi gibi Arkana özelliğimizi artırdıkça güçlenen oldukça işe yarar büyülerden oluşuyor.

Deliliğin kıyısından puslu manzaralar

Oyunun görselliği tek kelimeyle harika. Mekânlara baktıkça bakasımız geliyor. Özellikle yüksek bir yerden uzaklara baktığımızda daha önce geçtiğimiz veya gideceğimiz yerleri görebiliyoruz. Mimari tasarımlar, üstlerindeki kaplamalar, üzerlerine düşen gölgeler, lambalardan ve aydan gelen ışığın yansıması, birbirinden ürkütücü kâbus yaratıkları, kısaca gözünüzle gördüğünüz her şey muazzam. Belki biraz aliasing konusu gözünüze batabilir ama benim için bir rahatsızlık oluşturmadı.

Seslere gelince, oyunun ses yönetimi konusunda çok iyi iş çıkarıldığını görüyoruz. Vuruş efektleri, şehir sakinlerinin konuşmaları, son sözleri, çevre efektleri gerçekten iyi kotarılmış. Müzikler ise boss savaşlarını olduğundan 2 kat daha heyecanlı hale getiriyor. Görsellik ve müzik birleştiğinde ortaya inanılmaz bir atmosfer çıkıyor. Souls serilerinde alışılagelmiş bir şekilde açık açık hikâye anlatımı olmadığından olan biteni görsel ve işitsel algılarımızla anlamaya başlıyoruz. Ustaca kotarılmış sanat yönetimi ile görsel/ses uyumu, bize ortalama bir kes/biç oyununa kıyasla o kadar çok şey anlatıyor ki… Sadece çevrenize biraz dikkatli bakmamız yetiyor.

Hikayede ilerledikçe Yharnam’da zaman da akıp gidiyor. İkindi vakti başlayan oyun yerini dolunayın parladığı karanlık bir av gecesine bırakıyor. Ve oyunun yarısına geldiğinizde dananın kuyruğu kopuyor. Çok fazla sürpriz bozmak istemiyorum ama oyunun ikinci yarısında sizi daha değişik bir tecrübe bekliyor. Olay yaratık avı olmaktan çıkıyor ve daha evrensel hatta kozmik bir noktaya geliyor. Kabus ve gerçeklik arasında olduğunuzun farkına varıyor ve dehşete düşüyorsunuz. Oyun bu noktadan sonra ünlü yazar H.P. Lovecraft mitoslarına çılgınca göz kırpmaya başlıyor. Yharnam’ı Innsmouth kasabası gibi düşünürsek oyunun ikinci yarısını delilik ile gerçeklik arasında kalmış lanetli bir düzlem olarak düşünebiliriz.

Çevrimiçi av

Oyunun çevrimiçi özellikler önceki Souls oyunlarını andırıyor. Yani, yine oyun atmosferine çok güzel yedirilmiş bir şekilde işliyor. Diğer oyuncuların o an yaptığı hareketleri silik silüetler olarak canlı bir şekilde görebiliyor, diğer oyuncuların yere yazdığı uyarı notlarını okuyabiliyor, onları oylayabiliyor ve kendimiz yere notlar yazabiliyoruz.

Bunun dışında 3 adet çanımız var. Çağrı Çanı’nı çaldığımızda yardım için en fazla iki adet başka avcıyı oyunumuza çağırabiliyor, kötülüklerin üstesinden takım çalışmasıyla gelebiliyoruz. Küçük Çınlayan Çan ise diğer oyunculara yardıma gitmemize olanak tanıyor. Uğursuz Çan’ı çalarsanız ise başka birinin dünyasını işgale gidiyorsunuz. İşgale gittiğiniz dünyanın sahibini öldürebilirseniz başarılı oluyorsunuz.

Bu kısmı yazarımız Ilgar Kayı Akyüz’den dinleyelim:

“Oyundaki PvP sistemi serinin eski oyunlarından biraz daha farklı olsa da temelde benzer bir yapısı var. En büyük değişiklik, birinin oyununa işgalci olarak girebilmek için artık karşı oyuncunun oyununda çan çalan özel bir düşman olması gerekiyor. Peki, bu düşman hangi durumlarda ortaya çıkıyor?

-Uğursuz Çan çaldığınızda(yani başkasının oyununa işgalci olarak gitmek istediğinizde)

-Karşı taraftaki oyuncu co-op yapıyorsa

-Veya oyunun bazı bölgelerinde bu çan çalan düşmanları normal düşmanlar olarak görebiliyoruz bu da bölgeyi PvP’ye uygun hale getiriyor.

Oyundaki PvP eski oyunlara kıyasla çok daha hızlı ve çabuk karar vermeyi gerektiriyor, sürekli saldırıda olmanız gerekiyor. Rakibiniz büyük olasılıkla tüm can stoklarını size karşı kullanacağından, bu duruma çözümler bulmanız gerekiyor. Oyunda bir yenilik olarak artık rakibiniz can kapsülü kullanmadan hemen önce ateş ettiğinizde, onu kritik vuruşa açık halde bırakabiliyorsunuz. Bu da karşı tarafın canını yenilerken tedbirli olmasını gerektiriyor. Maçı kazanmanın en etkili yolu karşı taraftan hamle beklemek ve sürekli düşmanın yanında durmak…

Oyunda yeni bir değişiklik ise, seçtiğiniz Yemine(covenant) göre, co-op arkadaşınız düşmanınız olabiliyor. Executionerlar ve Vileblood’ların amacı birbirlerini yok etmek olduğundan, siz bilmeseniz bile, birine yardıma gittiğinizde, ana oyuncu karşı taraftansa, sizi işgalciye çeviriyor ve böylelikle co-op, PvP’ye dönüşmüş oluyor.

PvP genel olarak oldukça dengeli ve internet yüzünden sorunlarla neredeyse hiç karşılaşılmıyor. Oyunun daha yeni çıkış yaptığı düşünülürse, bu kadar dengeli bir rekabet sistemi olması sevindirici.”

 

Ilgar’ın da dediği üzere bu oyunda “covenant” (yemin olarak çevrilmiş) sistemi var. Yani Dark Souls’daki gibi bir yapılanmaya bağlılık yemini edebiliyorsunuz. Bunlardan birisi Şifa Kilisesi’ne düşman kraliçenin önderliğindeki Vileblood, diğer ise rahip Alfred’in önderliğindeki Executioners. Bu iki covenant birbirine düşman ve her ikisinin de görevleri bulunuyor. Oyunda üçüncü bir Hunter of Hunters covenant’ı bulunuyor. Girebilmek için de Eileen the Crow’un görevlerini tamamlamak gerekiyor.

Görev demişken, oyunda pencerelerden kendini eve kilitlemiş halkla konuşup yan görevler alabiliyoruz. Bu yan görevler bize ufak tefek ödüller sunuyor. Her boss öldürdüğünüzde bu pencerelere uğramayı ihmal etmeyin.

Oyunun bir diğer çevrimiçi özelliği, Kadeh Zindanları. Oyunda aldığımız bazı özel eşyalarla kendi zindanımızı oluşturuyor, bu zindana girip bölümleri tamamlıyor ve zindanımızı tüm dünya ile paylaşabiliyoruz. Aynı zamanda başka insanların da zindanlarına girerek, oyunda bulunmayan eşya ve setlere sahip olabiliyoruz. Bu zindanlara özel olarak tasarlanmış boss’lar da cabası. Kadeh Zindanları gittikçe zorlaşıyor, bu yüzden zindanın kodunu bir arkadaşımızla paylaşıp yardımlaşabiliyoruz. Kadeh Zindanlarını es geçmeyin, çünkü orada oyunun hikâyesiyle doğrudan alakalı önemli bir boss da bulunuyor.

Souls oyuncuları, birleşin!

Okuduklarınız ve gördükleriniz sizi yanıltmasın. Bloodborne aslında tam bir Souls oyunu. Souls oyunlarıyla (özellikle Demon’s ile) aynı evrende geçtiği ile ilgili somut kanıt yok ama siz Yharnam şehrinin Demon’s Souls’un 1000 sene sonrasında var olduğunu düşünebilirsiniz. Zira çok ufak detaylar bizlere hikâye ile ilgili minik bağlantılar sunuyor. Bunlardan sadece birisi; Demon’s Souls’ta ve Dark Souls’taki Patches the Hyena’yı hatırlar mısınız? Bloodborne’da da kendisini sürpriz bir şekilde görmeye hazır olun. Zorluk olarak önceki Souls oyunlarına yakın olsa da benim kişisel görüşüm Bloodborne’un Dark Souls 2’den birazcık daha kolay olduğu.

Ayrıca önceki oyunlar gibi bu oyunda da New Game Plus özelliği var. Yani oyunu bitirdikten sonra seviyenizi ve anahtar özellikte olmayan eşyalarınızı kaybetmeden oyuna baştan başlayabiliyorsunuz. Tabii ki düşmanlar da zorlaşıyor. Bir de oyunun 3 farklı sonu olduğunu söylemeden geçmeyelim.

Kan taşıyıcı

Sony sağ olsun, oyunun yazılarını yerelleştirme işine girişmiş. Çok da iyi etmiş. Ankara’daki 23 Studios’un üstlendiği yerelleştirme çalışması oldukça başarılı olmuş. Bir Souls oyununu çevirmenin ne kadar büyük bir iş olacağını ve çeviride yaşanacak zorlukları az çok tahmin edebiliyorum. Özellikle terim yaratımı ve yerlere yazdığımız şablon notları olabildiğince iyi kotarmışlar. Arada ufak tefek göze batan yerler olsa da, bunlar yerelleştirme hatasından çok, bizim gibi oyuncuların Souls serisinin İngilizce olmasına alışmamızdan kaynaklanıyor. Buradan Sony’i ve 23 Studios’u kutluyoruz.

Son söz:

Toparlayacak olursak; From Software her zamanki gibi zor ama zorluğun üstesinden gelmesi için oyuncuyu kendi kurallarına göre eğiten, sabrı ve azmi ödüllendiren, atmosfer olarak oldukça yoğun ve oldukça gizemli bir yapıt sunuyor.

Oyunda tonlarca içerik keşfetmek, Kadeh Zindanları’nı tamamlamak ve internette hikâye ayrıntılarını tartışmak paha biçilemez. Ayrıca hala keşfedilmemiş bazı özellikler kalmış olabileceği ihtimali mevcut. Zira şu an internette, ana karakterimizi canavara dönüştürme özelliği üzerine pek çok komplo teorisi dönüyor. Hala bir sonuç alınmış değil. Dönüşüm ile ilgili bir ton ipucu olmasına rağmen hiç kimse canavara dönüşmeyi henüz beceremedi.

Öte yandan sadece güzel vakit geçirmek isteyen, fazla zamanı ve sabrı olmayan bir oyuncuysanız Bloodborne’dan uzak durun.

Ama risk almayı ve meydan okumayı seven, uzun soluklu ve keşfedilecek gizemi bol oyunlardan zevk alan yılmaz bir oyuncuysanız hiç düşünmeden oyunu alın ve oynayın. Bloodborne sizi uzun süre oyalayacak ve büyüleyecektir. Sonuçta son yılların en iyi oyunlarından birisi karşınızda…

Artılar:

+ Mükemmel atmosfer

+ Tarz sahibi görsellik, sesler, müzikler ve mekanlar

+ Geliştirilmiş Souls oynanışı

+ Keşif ve Başarı Duygusu

+ Dehşete düşüren yaratık ve boss tasarımları

+ Birbirine bağlı bölüm tasarımları

+ Oyunu oyuncunun işine gelecek şekilde düzenlemek yerine oyuncuyu eğiten tecrübe tasarımı

Eksiler

– Uzun yükleme süreleri bazılarının canını sıkabilir

– Ufak tefek oyun hataları

– 30 FPS civarı seyreden kare sayısı özellikle çevrimiçi oynarken oldukça düşebiliyor

Puan: 9.5 / 10

Bloodborne İnceleme

Bloodborne İnceleme