Vampirler oyun dünyasında kah karanlıkta peşimize düşen birer tehdit kah insanüstü güçleriyle ortalığı birbirine kattığımız ana karakterler olarak karşımıza çıkarlar. The Blood of Dawnwalker incelememizde ise teknik olarak iki tarafın da rolünü üstlenebileceğimiz ilginç bir oyunu masaya yatırıyoruz. Gündüzleri insan, geceleri vampir olan Coen ile hem av hem de avcı olduğumuz karanlık bir açık dünya macerası bizi bekliyor.
The Witcher 3 ve Cyberpunk 2077 gibi oyunlarda görev almış deneyimli isimler tarafından kurulan Rebel Wolves’un ilk projesi olan The Blood of Dawnwalker, 14. yüzyıl Avrupa’sından esinlenen Vale Sangora’da geçiyor. Veba ve savaşlarla zayıf düşen bölge, Brencis liderliğindeki bir vampir topluluğunun kontrolü altında. Halktan düzenli olarak kan toplayan yeni yönetim, karşılığında hastalıkları iyileştirebilen vampir kanını paylaşarak kendi düzenini kurmuş durumda.
Ailesi Brencis tarafından kaçırılan Coen’in onları kurtarmak için yalnızca 30 günü var. Bu süre boyunca gündüz insan kimliğiyle büyülerden, gece ise vampir güçlerinden yararlanarak müttefikler kazanıyor ve yaklaşan mücadeleye hazırlanıyoruz.
Asi Kurtlar
Rebel Wolves, The Witcher 3’ün oyun yönetmeni Konrad Tomaszkiewicz tarafından 2022 yılında Polonya’da kuruldu. Stüdyonun kadrosunda yine The Witcher serisi ve Cyberpunk 2077’de çalışmış Mateusz Tomaszkiewicz ve Daniel Sadowski gibi deneyimli isimler bulunuyor.
Konrad Tomaszkiewicz, 17 yıl görev yaptığı CD Projekt Red’den 2021 yılında ayrıldı. Ayrılığın öncesinde kendisi hakkında iş yerinde zorbalık iddiaları üzerine bir şirket içi soruşturma yürütülmüş, ancak suçlu bulunmamıştı. Tomaszkiewicz daha sonra birlikte çalışırken stres veya rahatsızlık yaşamış olabilecek kişilerden özür diledi ve yeni stüdyosunda daha şeffaf, adil ve çalışanların söz sahibi olduğu bir düzen kurmak istediğini açıkladı.
Rebel Wolves’un ortaya çıkışında yaratıcı özgürlük isteği de önemli bir rol oynuyor. Ekip, büyük şirketleri yeni ve riskli fikirler konusunda ikna etmeye çalışmak yerine kendi stüdyosunu kurmayı tercih etmiş. Çok fazla büyümek istemeyen Rebel Wolves, yöneticilerin de geliştirme sürecinin içinde kaldığı daha küçük ve iletişimi kuvvetli bir ekip yapısını korumayı hedefliyor.
“Asi Kurtlar” adının nasıl seçildiğine dair ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Ancak stüdyo çalışanlarını bir kurt sürüsü olarak tanımlıyor ve RPG türünün yerleşmiş kurallarına karşı çıkan “asi ruhunu” öne çıkarıyor. İsmin The Witcher’ın Beyaz Kurt’u Geralt’a gönderme olduğu düşünülse de bu bağlantı ekip tarafından doğrulanmış değil.
Bildiğimiz vampirlerden değiller
The Blood of Dawnwalker, vampir mitolojisinin güneş ışığı, kan açlığı ve insanüstü güçler gibi bilindik unsurlarını korurken kendi kurallarını da yaratıyor. Oyunun dünyasında vampirler “Vrakhiri” olarak adlandırılıyor. Yaşlandıkça ağızlarında daha fazla diş büyüyor ve insan görünümlerinden uzaklaşarak çok daha ürkütücü varlıklara dönüşüyorlar.
Bir insanı vampire dönüştürmek için boynundan ısırmak yeterli değil. Vrakhiri, kendi ağzından söktüğü iğne biçimindeki dişlerinden birini kurbanının kalbine saplıyor. Brencis’in Coen üzerinde uyguladığı bu işlem niyetlendiği gibi sonuçlanmayınca ortaya tam bir vampir yerine gündüzleri insan, geceleri vampir olan bir Dawnwalker çıkıyor.
Vampir kanı yalnızca dönüşüm için kullanılmıyor. İnsan vücudunu iyileştirebilen bu kan, ölümcül hastalıkları bile ortadan kaldırabiliyor. Brencis’in Kara Veba’dan koruduğu Vale Sangora’da iktidarını sürdürebilmesinin en önemli nedenlerinden biri de bu. Halktan düzenli olarak kan toplarken karşılığında kendi kanından küçük miktarlarda dağıtıyor. Böylece vampirlerin yönetimi yalnızca korkuya değil, insanların hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu bir şifa kaynağına da dayanıyor.
Bu durum Brencis’i sıradan bir zalim olmaktan çıkarıyor. Halk özgürlüğünü kaybetmiş olsa da vampirler onları salgından koruyor ve önceki derebeylerin sağlayamadığı bir düzen sunuyor. Oyunun en ilginç sorularından biri de burada ortaya çıkıyor: İnsanların kanını alan ancak onları ölümcül bir hastalıktan kurtaran vampirler gerçekten kurtarıcı mı, yoksa ihtiyaç duyulmayı öğrenmiş daha tehlikeli efendiler mi?
Kan, Coen’in güçlenmesinde de önemli bir yere sahip. Başka vampirlerin kanını içerek onlara özgü bazı yetenekleri kazanabiliyor. Ayrıca duvarlarda yürümek, sis bulutuna dönüşerek ilerlemek ve kurt biçimine girmek gibi güçlere sahip. Geceleri normal yiyeceklerle iyileşemediği için sağlığını yenilemek adına canlılardan beslenmesi gerekiyor. Açlığını uzun süre bastıramazsa kontrolünü kaybederek konuştuğu bir karaktere saldırması bile mümkün.
Rebel Wolves bu fikirlerle yalnızca vampirlerin görünüşünü değiştirmemiş. Kanı aynı anda şifa, besin, silah, siyasi güç ve lanet hâline getirerek The Blood of Dawnwalker’ın dünyasını kendi kuralları olan farklı bir vampir hikâyesine dönüştürmüş.
Gündüz kılıç, gece pençe
The Blood of Dawnwalker, üçüncü şahıs kamera açısından oynanan açık dünya bir aksiyon rol yapma oyunu. Coen hem insan hem de vampir formunda kılıç kullanabiliyor ancak güneşin doğuşu ve batışı sahip olduğu diğer yetenekleri tamamen değiştiriyor. Bu nedenle gündüz ve gece yalnızca dünyanın görünümünü değil, oynanış tarzımızı da etkiliyor.
Yakın dövüş sistemi yön tabanlı saldırı ve savunma üzerine kurulmuş. Rakibin hamlesinin geldiği yönü takip ederek blok yapabiliyor, doğru zamanlamayla saldırıyı savuşturup karşılık verebiliyoruz. Yön belirtmeden yapılan standart savunma daha güvenli olsa da dayanıklılık tüketiyor. Risk alıp saldırıyı doğru yönde karşıladığımızda ise dayanıklılığımızı koruyor ve rakibin gardını düşürme fırsatı yakalıyoruz.
Kâğıt üzerinde karmaşık görünen bu sistem kısa sürede alışılması kolay bir ritme oturuyor. Düşmanın saldırısını okumak, doğru yönde savunma yapmak ve açılan boşlukta karşı saldırıya geçmek özellikle teke tek mücadelelerde tatmin edici. Ancak dar alanlarda kamera sorun çıkarabiliyor ve birden fazla düşmanla savaşırken yön göstergelerini takip etmek zaman zaman güçleşiyor.
Coen gündüzleri insan formunda büyücülükten yararlanıyor. Büyüler doğrudan kılıcın yerini almak yerine dövüşü destekleyen ek araçlar olarak kullanılıyor. Düşmanları zayıflatmak, ruhlarla iletişim kurmak veya çevredeki doğaüstü izleri takip etmek mümkün. Fakat bu güçler Coen’in sağlığından beslendiği için her yeteneği düşünmeden kullanmak pek iyi bir fikir değil.
Gece olduğunda ise oyunun temposu belirgin şekilde değişiyor. Coen daha kuvvetli hâle geliyor, kılıcının yanında pençelerini kullanabiliyor ve düşmanların kanını emerek sağlığını yenileyebiliyor. Sis ya da yarasa bulutuna dönüşerek kısa mesafeleri aşmak, duvarlarda ve tavanlarda ilerlemek gibi yetenekler hem çatışmalarda hem de keşif sırasında yeni yollar açıyor.
İnsan formunda kapısından girmek zorunda kaldığımız bir yapıya gece çatısından sızmak veya ulaşamadığımız bir noktaya vampir güçleriyle tırmanmak mümkün. Böylece aynı bölge gündüz ve gece farklı yaklaşım seçenekleri sunuyor. Güneş battığında yalnızca daha güçlü bir Coen’e kavuşmuyor, Vale Sangora’yı başka bir şekilde keşfetmeye başlıyoruz.
Coen güçlendikçe kılıç kullanımı, büyücülük ve vampir yetenekleri için hazırlanan farklı beceri ağaclarını geliştirebiliyoruz. Yeni hareketler dövüş seçeneklerini genişletse de düşman çeşitliliğinin sınırlı olması ilerleyen saatlerde karşılaşmaların birbirine benzemesine yol açabiliyor. Özellikle standart düşmanlar aynı saldırı kalıplarını tekrar etmeye başladığında yönlü dövüş sisteminin ilk saatlerdeki heyecanı bir miktar azalıyor.

Zaman daralıyor
Coen’in ailesi 30 gün sonra düzenlenecek olan taç giyme törenine kadar Brencis’in elinde tutuluyor. Bu nedenle The Blood of Dawnwalker’ın ana hikâyesi, sürekli ilerleyen bir takvim üzerine kurulmuş. Ancak ekrandaki süre gerçek zamanlı olarak azalmıyor. Vale Sangora’yı keşfetmek, kaynak toplamak, düşmanlarla savaşmak veya haritada dolaşmak zamanı ilerletmiyor.
Zaman yalnızca görev tamamlamak, eğitim almak, bazı yetenekleri açmak ve hikâyeyi ilerleten önemli kararlar vermek gibi eylemlerde harcanıyor. Oyun bir seçimin ne kadar süreye mal olacağını önceden gösterdiği için yanlışlıkla birkaç gün kaybetmek gibi bir durum yaşanmıyor. Hangi işe zaman ayıracağımıza kendimiz karar veriyoruz.
Bu sistem klasik açık dünya alışkanlıklarını bir miktar değiştiriyor. Karşımıza çıkan bütün görevleri alıp haritadaki her simgeyi temizlemek yerine, bize gerçekten fayda sağlayacak veya hikâyesini merak ettiğimiz görevleri seçmemiz gerekiyor. Bir karaktere yardım etmek yeni bir müttefik kazandırabilir, güçlü bir ekipmana ulaştırabilir veya final mücadelesinde kullanabileceğimiz farklı bir yol açabilir. Ancak aynı süreyi Coen’in yeni bir yeteneğini öğrenmek için de harcamak mümkün.
İlk günlerde üzerimizde ciddi bir baskı oluşturan takvim, sistemin nasıl çalıştığını öğrendikçe biraz daha cömert görünmeye başlıyor. Keşfin zaman tüketmemesi ve final için gerekli hazırlıkların 30 günden önce tamamlanabilmesi, oyunun bizi düşündürdüğü kadar acımasız olmadığını gösteriyor. Yine de takvimin varlığı, her yan görevi düşünmeden kabul etmek yerine seçimlerimizi tartmamızı sağlıyor.
Her yol Brencis’e çıkıyor
The Blood of Dawnwalker’ın final görevi, giriş bölümünün ardından doğrudan erişilebilir hâle geliyor. Teorik olarak hiçbir hazırlık yapmadan Brencis’in karşısına çıkmak mümkün; ancak yeterince güçlenmeden ve destek toplamadan girişilen bu mücadelede başarı şansımız oldukça düşük.
Oyunun geri kalanı da bu karşılaşmaya nasıl hazırlanacağımız üzerine kurulmuş. Brencis’in sarayındaki güçlü vampirleri avlayarak yönetimini zayıflatabilir, Vale Sangora’daki farklı grupların güvenini kazanabilir veya Coen’i doğrudan kuvvetlendirecek yetenek ve ekipmanların peşine düşebiliriz. Bu yolların tamamını tek oyunda bitirmek zorunda değiliz. Yeterli gördüğümüz anda hazırlıklarımızı sonlandırıp final mücadelesini başlatabiliyoruz.
Görevler de çoğu zaman tek bir çözüm sunmuyor. Gündüz insan kimliğimizle konuşarak veya gizlice ilerleyerek çözdüğümüz bir soruna, gece vampir güçlerimizi kullanarak çok daha saldırgan bir şekilde yaklaşabiliyoruz. Bazı mekânlara farklı noktalardan girmek, önemli bir karakteri öldürmek veya görevin başarısız olmasına izin vermek hikâyenin gidişatını değiştirebiliyor.
Başarısızlık her zaman kayıt dosyasını yeniden yüklememiz gereken bir son anlamına gelmiyor. Görevi veren bir karakter ölebiliyor, aradığımız kişiyi kurtaramayabiliyor veya bir ittifak fırsatını tamamen kaybedebiliyoruz. Oyun bu sonuçları kabul edip hikâyeyi devam ettirecek şekilde tasarlanmış. Coen’in açlığına yenilerek önemli bir karakteri öldürmesi bile maceranın sona ermesine değil, önümüzdeki seçeneklerin değişmesine yol açıyor.
Bu özgürlük kayıt sisteminin izin verdiği ölçüde oyuncunun tercihine bağlı. Karar hoşumuza gitmediğinde eski kayda dönerek sonucu değiştirmek mümkün. The Blood of Dawnwalker bizi hatalarımızla yaşamaya teşvik ediyor ancak buna mecbur bırakmıyor. Sistemin gerçek gücü de kusursuz bir oyun çıkarmaya çalışmak yerine kayıpları ve kaçırılan fırsatları kendi hikâyemizin parçası olarak kabul ettiğimizde ortaya çıkıyor.

Vale Sangora rehberi
The Blood of Dawnwalker’ın açık dünyası, devasa bir harita sunmak yerine daha küçük ve yoğun bir bölgeye odaklanıyor. Ormanlar, bataklıklar, köyler, terk edilmiş yapılar ve bölgenin merkezi olan Svartrau şehri arasında atımızla özgürce dolaşabiliyoruz. Gece olduğunda vampir yeteneklerinin devreye girmesiyle çatılara ve yüksek noktalara ulaşmak da mümkün hâle geliyor.
Vale Sangora’nın en güçlü tarafı atmosferi. Vebanın izleri, yol kenarında çürümeye bırakılmış cesetler ve vampir yönetiminin baskısı hemen her bölgede hissediliyor. Brencis’in kurduğu düzen kiliselere ve dini törenlere kadar uzanıyor. Kanla yapılan ayinler ve vampirleri kutsal figürler gibi gösteren tasvirler, bölgenin yalnızca askerî değil kültürel olarak da ele geçirildiğini gösteriyor.
Dünyanın bize verdiği tepki ise kötü şöhret sistemi üzerinden takip ediliyor. Brencis’in askerlerine ve bölgedeki yapılara zarar verdikçe Coen’in adı daha fazla duyuluyor. Bunun sonucunda şehirlerdeki devriyeler artıyor, sokağa çıkma yasakları uygulanıyor ve halk bizi tanımaya başlıyor. Yüksek kötü şöhret bazı fırsatları açarken sıradan bir ziyaretin kısa sürede çatışmaya dönüşmesine de neden olabiliyor.
Yan görevler Vale Sangora’yı keşfetmek için en önemli nedenlerden biri. Basit bir kayıp kişi arayışı veya yolda duyduğumuz bir söylenti, beklenmedik karakterlere ve uzun görev zincirlerine uzanabiliyor. Ana hikâyede olduğu gibi bu görevlerde de her zaman kusursuz bir son bulunmuyor. Birini kurtarmak için harcadığımız süre başka bir karaktere yardım etme şansımızı kaybetmemize yol açabiliyor.
Buna karşılık açık dünyadaki standart etkinlikler aynı başarıyı gösteremiyor. Düşman kampları, devriyeler ve haritaya dağıtılan küçük aktiviteler bir süre sonra kendini tekrar etmeye başlıyor. Yapay zekânın çevremizde yaşananlara yeterince inandırıcı tepki vermemesi de yerleşimlerin zaman zaman olduğundan daha boş ve hareketsiz görünmesine neden oluyor.
Bu nedenle Vale Sangora, içinde yaşayan karakterler ve anlattığı hikâyeler sayesinde akılda kalıyor. Haritadaki simgeleri temizlemekten çok insanların sorunlarını takip ettiğimizde oyun çok daha güçlü bir hâle geliyor. Rebel Wolves’un açık dünya tasarımı her noktada aynı kaliteyi sunmasa da karanlık atmosferi ve görevleri, bölgeyi keşfetme isteğimizi canlı tutmayı başarıyor.
The Blood of Dawnwalker inceleme: Teknik analiz
The Blood of Dawnwalker, Unreal Engine 5 oyun motoru ile geliştirilmiş. Vale Sangora’nın ormanları, sisli bataklıkları ve Orta Çağ mimarisinden esinlenen yerleşimleri oldukça başarılı görünüyor. Özellikle ışıklandırma, kapalı mekânlardaki gölgeler ve gece çöktüğünde değişen atmosfer oyunun karanlık dünyasını kuvvetli bir şekilde sunuyor.
Karakter modellemeleri ve yüz ifadeleri genel olarak başarılı olsa da animasyonlar aynı kaliteyi her zaman koruyamıyor. Yürüyüşler, konuşmalar arasındaki geçişler ve bazı yakın dövüş hareketleri zaman zaman katı görünebiliyor. Dar alanlarda karakterlerin çevreye takılması ve kameranın mücadeleyi takip etmekte zorlanması da görsel sunumun tökezlediği noktalar arasında.
Oyunu PlayStation 5 Pro’da inceledik. İnceleme sürümünde kalite ve dengeli olmak üzere iki temel grafik seçeneği bulunuyordu. Kalite modu daha yüksek görsel detaylarla dinamik 4K çözünürlükte saniyede 30 kareyi hedeflerken, uyumlu bir 120 Hz ekrana ihtiyaç duyan dengeli mod 40 karelik daha akıcı bir deneyim sunuyordu. İki modda da 70 saat kadar oynadım ve performans oldukça tutarlıydı. Sürpriz haber ise ben oyunun sonlarına yaklaşırken geldi.
Rebel Wolves, gelen oyuncu tepkilerinin ardından PlayStation 5, PlayStation 5 Pro ve Xbox Series X için 60 FPS hedefleyen performans modunu çıkış güncellemesine dahil etti. Güncellemeyi incelememizin son gününde test edebildiğimiz için bu modu uzun süre deneyemedik. Ancak geçirdiğimiz kısa süre boyunca performans oldukça akıcıydı ve özellikle yön tabanlı savunma sistemi 60 karede çok daha rahat takip edilebiliyordu. Özetle son eklenen modla birlikte özellikle PlayStation 5 Pro oyuncuları için tercih edilmesi gereken seçeneğin performans modu olduğunu söyleyebilirim.
PC sürümü DLSS ve FSR gibi görüntü yükseltme teknolojilerini destekliyor ve bütün platformlarda SSD kullanımı gerekiyor. Ancak yüksek ayarlarda güçlü donanım talep eden oyun, PC tarafında da optimizasyon konusunda soru işaretleri taşıyor. Özellikle 4K çözünürlük hedefleyen oyuncuların görüntü yükseltme seçeneklerinden yararlanması gerekebilir. PC tarafında sistem gereksinimleri ve performans ile ilgili kapsamlı bir haberi daha önce yayınlamıştık. Aşağıya bağlantısını bırakıyorum:
İlgili içerik: The Blood of Dawnwalker sistem gereksinimleri
Şafağa doğru
The Blood of Dawnwalker, tanıdık açık dünya RPG mekaniklerini kendine has vampir mitolojisi ve zaman sistemiyle bir araya getiren başarılı bir oyun. Vale Sangora’nın karanlık atmosferi, gündüz ile gece arasında değişen oynanış seçenekleri ve farklı sonuçlara ulaşabilen görevleri, Rebel Wolves’un kurduğu dünyaya güçlü bir kimlik kazandırıyor.Yön tabanlı dövüş sistemi ilk saatlerde oldukça keyifli olsa da düşman çeşitliliğinin sınırlı olması nedeniyle zamanla kendini tekrar etmeye başlıyor. Animasyonlar, kamera sorunları ve yer yer hissedilen teknik pürüzler de oyunun her alanda aynı kaliteyi korumasına engel oluyor.
Çıkış güncellemesiyle gelen 60 FPS modu PlayStation 5 deneyimini belirgin şekilde iyileştirse de uzun süreli performansı görmek için biraz daha zamana ihtiyaç var.Tüm kusurlarına rağmen The Blood of Dawnwalker, seçimlerimize saygı duyan görev yapısı ve alışılmışın dışındaki vampir dünyasıyla son yılların en dikkat çekici rol yapma oyunlarından biri. Rebel Wolves ilk oyununda The Witcher’ın gölgesinde kalmak yerine kendi yolunu çizmeyi başarıyor. Coen’in kanlı macerası kusursuz bir başlangıç değil; ancak devamını merakla bekletecek kadar kuvvetli.















