Constance inceleme yazıma başlamadan önce, bu yazıyı yayınlamamın yegane sebebi olan canım Nintendo Switch 2 konsoluma ve bana sunduğu mobil oyunculuk avantajına teşekkürlerimi sunarım. Sanat temalı bir metroidvania olarak dikkatimi çeken Constance’ı 2025’teki orijinal çıkış döneminde deneyim edememiştim. Bunda sadece PC platformuna özel olan çıkışı kadar, sadece iki ay kadar önce çıkan Hollow Knight Silksong’un verdiği yorgunluk, Silent Hill 2, Hyrule Warriors, Assassin’s Creed Shadows gibi çok uzun zamandır beklenen büyük yapımların çıkış tarihleri arasında kalması da etkiliydi.
Talihsiz çıkış tarihi ve o dönem en az zaman ayırabildiğim platformda oynanabilir olması gibi durumlar nedeniyle önce ötelediğim, sonra da unuttuğum bir oyun oldu Constance. Neyse ki geç de olsa konsollara çıkış yaptı ve yine çok büyük yapımların arasında çıkış yapıyor olmasına karşın (PRAGMATA ve SAROS’un çıkış tarihleri arasına koymak kimin fikriydi?) bu kez bu tatlı metroidvania’yı tek başına bırakmadım.
Constance inceleme: Yorgun sanatçının iç dünyası
Constance’ın rengarenk yapısı ve şirin görsellerine karşın değindiği temalar oldukça karanlık sayılır. Hikâye, hayatın getirdiği stresle başa çıkmakta zorlanan ve kendi zihninin dünyasına sürüklenen, dijital içerik sanatçısı Constance’ı konu alıyor. Ne olup bittiğini başta anlamlandırmakta zorlanan karakterimiz ile birlikte oyuncu da kademe kademe ruh Constance’ın giderek bozulan ruh durumuna, sanat anlayışına ve ilham aldığı şeylere tanık oluyor.
Oyunun dünyası ve bölüm tasarımları da değindiği temalar kadar ilginç. Silksong’u oynayalı aylar oldu ve şöyle bir geriye yaslanıp baktığımda Constance’ın bölüm tasvirlerindeki tercihini takdir ettim. Malumunuz, bu tarz oyunlarda genelde hep şöyle bir döngü olur: orman tarzı ferah bir alanda başlar, yanardağlar çevrili ya da lavlar içinde kalmış kıpkırmızı renk paletine sahip endüstriyel bir bölgede arkamızı kollar, sonra karlı bir dağın tepesine tırmanırız. Neredeyse on oyunun sekizinde şaşmaz. Constance ise canlı renkler ve sanat temalı içeriklere sahip, daha gündelik hayattan uyarlanmış ama alabildiğine fantastik tasvirler içeren bölümler içeriyor.
Hoplama zıplama elementlerimiz, birbirine bağlanan mekanizmalara sahip odalar gibi metroidvania’ların olmazsa olmazları da es geçilmemiş tabii ki. Bunlar da ciddi rakiplerinkine denk düzeyde. Constance’ın hafif yalın ama estetiğinden ödün vermeyen yaklaşımı ile ferah bir deneyim sunulmuş ve bu bile oyunu sayısız rakibi arasından parlatmayı başarıyor.
Oyunun keşif tarafındaki bir kıyağı da kamera sistemi. Prince of Persia: The Lost Crown’daki ile aynı şekilde çalışan bu sistem sayesinde istediğiniz bir ekranın fotoğrafını çekip haritaya bir yer imi olarak atayabiliyorsunuz. Bu sayede geride bıraktığınız bir bulmaca ya da gizemi hatırlamanız çok kolay oluyor. Umarım gelecekte bu sistemi daha çok oyunda görürürüz.
Fırça darbeleri
Oynanış tarafında da Constance hiç fena değil. Boyu kadar fırçasıyla düşmanlarının ağzını burnunu kıran sevimli kahramanımız, türün geleneği olan yeni yetenekler ve güçlendirmeler ile savaşlarda ve haritayı keşfetme konusunda gitgide daha etkili hale gelmeye başlıyor. İleri savrulma ya da özel vuruşlarda Constance boya kullanıyor ve sağlığınızın hemen altında ne kadar boyanız olduğunu gösteren ikinci bir bar var. Kendisi de bir bakıma boya olan kahramanımız boya barını tüketirse negatif bir moda geçiyor ve sağlık kaybediyor (aşırı çalışma ve sağlığa etkisi?) neyse ki biraz beklerseniz boya barınız kendi kendine doluyor. Oyunda kayıt noktalarında da ilginç bir şekilde dinlenmenin önemi vurgulanıyor. Bunlar Constance’ın nihai durumu ile ilgili küçük ipuçları aynı zamanda.
Constance’ın düşmanları bölümün temasına göre değişen ama karakteri ruh halini ya da etkileşimde olduğu objeleri yansıtan tasarımlara sahip. Savaşlar eğer türe yatkın bir oyuncuysanız, özellikle de Hollow Knight gibi oyuncuyu zorluğuyla bağırtan yapımlarla pişmiş biriyseniz pek zorlu değil. Ancak ölürseniz işler biraz değişiyor. Normalde bu tür oyunlarda ölmeniz yakındaki bir kayıt noktasından tekrar başlamanız ile sonuçlanır. Ancak Constance size bir seçenek sunuyor: Kayıt noktasına dön ya da öldüğün yerden devam et. Eğer ilerlemenizi yarıda kesmek istemezseniz öldüğümüz ekrandan devam edebiliyoruz ancak düşmanlar çok daha güçlü hale geliyor. Bu durumu normale çekmek için de yine bir kayıt noktasına varığ dinlenmemiz lazım. Oyun burada da kendimizi zorlamanın normalde yaptığımız şeyleri daha güç hale getirdiğini vurguluyor.

Performans: Switch sorunsalına ilginç bir çözüm
Yazımın girişinde de belirttiğim üzere Constance inceleme yazımı hazırlamam tamamen oyunun konsollara, özellikle de Nintendo Switch’e çıkışı sayesinde oldu. Nihayet yorucu bir günün sonunda uyumak için beklerken yatağımda debelendiğim bir-iki saati verimli şekilde değerlendirebilecek ve ilgimi çekmesine karşın bir türlü oynama şansı bulamadığım bu rengarenk macerayı deneyimleyebilecektim. Switch 2 sahibi olduğum için Handheld Mode Boost denen bir güzellik de vardı; muhtemelen çok pürüzsüz bir deneyim olacaktı. Constance koduyla birlikte yapımcıların ilettiği performans notu ile her şey çok daha güzel bir hal aldı.
Geliştirici ekip Constance Switch portunun en iyi şekilde deneyim edilebilmesi için ellerinden geleni yapmış. Menüde tam dört farklı grafik seçeneği bulunuyor:
Performans: Mümkün olan en yüksek kare hızını (60 fps hedeflenir) korumak için görsel kaliteyi düşürür ve çözünürlüğü azaltır.
Denge: Çözünürlüğü düşürür ancak 60 fps hedefini korurken görsel kaliteyi mümkün olduğunca yüksek tutar (Geliştirici ekibin Switch 1 kullanıcıları için tavsiye ettikleri mod)
Kalite: Oyunu 30 fps’de sabitler, ancak en iyi görsel kaliteyi ve en yüksek çözünürlüğü kullanır.
Maks: Tamamen Switch 2 düşünülerek hazırlanmış bu seçenek ile oyun, Switch 2’nin mükemmel bir şekilde kaldırabileceği en yüksek kare hızına, en iyi çözünürlük ve görsel kaliteyle ulaşır. (Kare hızında çok fazla dalgalanma olacağı için Switch 1 için tavsiye edilmiyor)
Switch 2, Hanheld Mode Boost ile geçmiş nesilde kalan çoğu oyunu Switch 2’de iyi bir performans ile oynamamızı sağlıyor, ancak Switch 1’e çıkan bazı oyunların kendi içindeki değiştirilemeyen teknik limitleri (örneğin 30fps kilidi) bu özelliği tam anlamıyla kullanmamıza engel olabiliyordu. Constance sadece Nintendo Switch için yayınlanmış olsa da geliştirici ekibin küçük bir dokunuşuyla Switch 2’de kusursuza yakın bir deneyim sunacak hale getirilmiş.
Süre ve işlev
Constance çok uzun bir oyun değil. Haritanın altını üstüne getirirseniz yaklaşık 10 saat kadar sürüyor. Oyunda ustalar için dahili bir speedrun seçeneği bile sunulmuş. Oyunlarda oynanış süresi hep farklı fikirler ve tartışmalar doğurur. Ben oynanış süresinin içerikle denge içinde olması gerektiğini düşünen tarafta yer alıyorum. Constance’da genel olarak harita keşfi ve karakterin güçlenme döngüsü iyi bir denge içinde ilerliyor. Oyun bize anlatmak ve hissettirmek istediklerini verilen süre içinde elinden geldiğince anlatıyor ve çok da oyalamadan sonuca götürüyor.
Yapımında çok emek harcanmış, çok eğlenceli bir oyun olmasına karşın Hollow Knight Silksong’un son Act’ine geldiğimde oyun sürem 40 saati aşmıştı ve artık oynamak benim için bir sabır testine dönmeye başlamıştı. 8 saat civarı bir oynanış ardından biten Record of Lodoss War: Deedlit in Wonder Labyrinth ise biraz kısa gelmişti. Sanırım “ortalama” bir metroidvania için en uygun süre 10-15 saat. Oyuncuya gerekli yetenekleri ve yükseltmeleri sunduktan sonra efor / ödül dengesi etkisini kaybediyor ve keşif kısmı devreye giriyor. Eğer oyun bu tarafta artık amacına hizmet edemez hale gelirse uzatmanın çok da önemi yok.
Constance Nintendo eShop’ta 20 dolar (yaklaşık 900TL) fiyat etiketiyle satışa çıktı. Oyun Türkçe dil desteğine sahip. Mobil oynama kaygınız yoksa Xbox ve PlayStation platformlarında da 819TL’ye alabilirsiniz ya da Steam’deki ilk sürümü yerel fiyatlandırma ile 10 dolar üzerinden edinebilirsiniz.















