Şu anki genç jenerasyona göre eski bir oyuncu sayılabilirim. (Hala büyümüş olmak çok garip bir his. Düğünüme ise şuradan katılabilirsiniz.) Ama öyle seriler var ki çok eski ve 40-50 yaşında değilseniz başından yakalama ihtimaliniz yok. Neyse ki Divinity bunlardan biri değil. (Ters köşe ile ayıp örtme çalışmaları.) Yalan yok, ben seri ile ilk Original Sin ile tanıştım. Ondan önce sadece isme aşinalığım var ve oynamadım. (Çok vurmayın.) Original Sin kusursuza yakındı bana göre. Hatta size bir güzellik yapayım, incelemeyi kapatın gidin hemen: Devamı da öyle. (Şaka şaka kapatmayın.) Divinity Original Sin II Definitive Edition inceleme Başlat Tuşu’nda karşınızda.

İlahiyat Fakültesi

Divinity, mekaniklerden öte, bana direkt hitap eden harika bir hikaye anlatımına ve çeşitliliğe sahip. Hiçbir zaman dümdüz hikaye anlatmaya odaklanmıyor. Oyunda karşılaşabileceğiniz irili ufaklı birçok olay ve benim kalbimi fetheden mizah unsurları bulunuyor. Komik olmak istiyorsa güldürmeyi başarıyor, üzmek istiyorsa da derinden bir sızı hissettirebiliyor.

İşte şimdi siz bunu alıp üstüne de harika mekanikleri koyunca ortaya şaheser çıkıyor. İlk oyun neyse, ikinci oyun da aynı güzellikte. Hem de bir iyi haberim daha var: İlkini oynamanız gerekmiyor! Oyun yaklaşık olarak ilkinden 1000 yıl sonra geçtiği için direkt olarak bir hikayenin devamı değil. Tabii ki ilk oyuna “göndermeler” oluyor (Selam çakmışlar, gönderme var.) ve ilk oyunu oynadıysanız terimlere daha aşina oluyorsunuz. Ama oynamamış olsanız bile bilmeniz gereken kısım size anlatılıyor, hiç merak etmeyin.

Şimdi firma alışkanlığı olaraktan incelemeye kısa bir giriş yaptıktan sonra neler anlatacağıma değinmek istiyorum: İlk olarak bu oyunu bol bol öveceğim, konsol deneyimine değindikten sonra eksik olmadığı için gömme sekansını atlayıp finali yapacağız. Ha bıraksanız çok uzun bir inceleme de yazarım ama gerek yok. O işi beni çok büyük hayal kırıklığına uğratan oyunlara yapıyorum.

Oyun Nasıl Yapılır 101

Divinity: Original Sin II çıkalı bayağı oldu ama sonuçta değinmek de nasip olmadığı için şöyle bir görüşlerimi özetlemek isterim. İlk oyundan farklı olarak iki değil tek karakter yaratıyoruz. Oyunda orijin karakterleri bulunmakla beraber, kendi kafanıza göre de takılabiliyorsunuz. Ancak kendi kafanıza göre takılmak demek, asıl karakterlerin öykülerinden mahrum bırakabilir sizi çünkü hepsi için hazırlanmış detaylı hikayeler var. Dikkatli olmakta fayda var.

Hikayenin ana noktasında ise ilk oyundak gibi Source var. (Öğrenmek için lütfen oyunu alın.) Bu sefer güçlerini Source’tan alan bir Sourceror’ız. Tabi Source kullanımı saçma sapan bir hal alıp yaratıklar dünyayı doldurmaya başlayınca, halk “Nedir sizden çektiğimiz ulen!” diye galeyana geliyor. Magisters diye bir oluşum kuruluyor ve başlıyorlar Sourceror avlamaya… Siz de oyunun en başında kendinizi hapishanede buluyorsunuz ve ilk iş olarak oradan kurtulmaya çalışıyorsunuz. Ha bu arada oyunun hemen başında bile yan görev alabilirsiniz, o derece.

Oyunda evet, yukarıda anlattığım gibi bir hikaye var ama yaldır yaldır bu konu üstünden gitmemize hiç gerek yok. Tabii ki gidebilirsiniz, ama gerek yok. Oyun hem hikaye olarak çok geniş hem de özgürlük olarak oyuncuyu uçsuz bucaksız çayırlara bizi salıyor. Bundan dolayı her bir karakter kendine has bir yolculuğa sahip oluyor. 50 saatten çok daha fazla sürebilecek bir yolculuktan bahsediyorum. İlk oyununuz 100 saat sürse bile çekinmeden ikinci kaydı açabileceğiniz bir yolculuk.

Savaşlar Divinity’de sıra tabanlı geçiyor – Bilirsiniz en sevdiğim tarz budur. Savaş dengesi çok iyi kurulduğu gibi çevre etmenlerini de işin içine katabilmeniz yelpazeyi bayağı bir genişletiyor. Sadece matematiksel hesaplara girip şansınıza güvenmekten ziyade birçok seçeneğiniz oluyor ve bunlar hayat kurtarabiliyor. Hem masaüstü rol yapma zevkini alırken bir yandan da bilgisayarın getirdiği avantajlardan yararlanıyor olmak güzel bir duygu. Herkes yapamaz.

Güncelleme Nasıl Yapılır 101

E peki nedir bu yeni sürüm? İlk olarak şunu söyleyelim, oyunun orijinaline sahipseniz ekstra bir şey yapmanıza gerek yok: Otomatik olarak bu sürüme de sahip oluyorsunuz. Gidip boşuna almayın.

İlk yenilik olarak oyun konsollara da çıkıyor. (Ki bu inceleme PS4 sürümüyle yapıldı.) Xbox One X’te oyun 4K ve HDR çalışırken, PS4 Pro’da yapay 4K ile çalışıyor. (Bir algoritma sayesinde düşük çözünürlüğü daha yükseğe çıkarmak.) Yapılan fiziksel iyileştirmelerden ötürü PC’lerde de oyun daha akıcı artık. Animasyonları arka planda daha verimli hale getirmişler mesela, böylece daha az iş gücüyle aynı görüntüyü elde edebiliyoruz.

Tamamen yenilenmiş bir Act 3 var. Seslendirmeler elden geçmiş durumda. Günlük daha cana yakın olmuş. Bir adet DLC var. Kafa yormadan sadece hikayeye odaklanabileceğimiz hikaye zorluğu var.

Zaten oyun çıkmadan önceki haberleri okuduysanız 45 sayfa tutan bir değişiklik listesinden bahsediyordu yapımcılar. Özet olarak zaten çok iyi olan oyunu “Ne yapsak da çıtayı arşa çıkarsak?” düşüncesiyle daha da mükemmel hale getirmişler.

Açıkçası konsolda bu oyunu oynamak bir garip geldi. Yılların alışkanlığı olsa gerek, klavye ve fare olmayınca hindistan cevizi sütlü dana eti yiyormuşum gibi bir tat aldım. Aslında güzel ama bir o kadar da değişik. Oyun sıra tabanlı savaşlara sahip olduğu için de zorlanmadım açıkçası, gayet oynanır.

Oyuncu Nasıl Mutlu Edilir 101

RPG seviyorum diyip bu oyunu oynamayan kendisine ve insanlığa hakaret ediyordur. Hangi platforma sahip olursanız olun, bu oyunu alın. Tek sizi engelleyecek taraf İngilizce bilmemeniz olabilir; onun için de en yakın dil kursuna doğru sizi alalım, şöyle buyurun…