Yağmur, şehrin kirli kaldırımlarına usulca vururken neon tabelaların solgun ışıkları su birikintilerinin içinde titriyordu. Sokak lambalarının altında yükselen sigara dumanı, gecenin karanlığına karışıyor; uzaklardan gelen caz melodileri ise şehrin bitmeyen yalnızlığına eşlik ediyordu. Her köşesinde yolsuzluğun, ihanetin ve kaybolmuş hayatların izlerini taşıyan bu şehirde siyah beyaz filmler, yaprakları sararmış romanlar ve bir dönemin çocuklarını ekranlara çivileyen çizgi figürlerden oluşan kara bir dedektif hikayesi olan Mouse P.I. For Hire inceleme yazımız melankoli, yüksek dozda nostalji ve bolca peynir içerir.
Mouse P.I. For Hire: Bir Kemirgen Polisiyesi
Oyunda özel dedektif Jack Pepper rolüne giriyoruz. Eski bir polis olan Jack, teşkilattan ayrılmış ve kendi bürosunu açmış, yozlaşmış düzenin kurallarına göre oynamayı öğrenmiş çetin ceviz bir arkadaşımız. Oyunun başlangıcında şehirdeki sıradan bir kayıp vakası gibi görünen olaylar kısa süre içinde çok daha büyük ve karanlık bir komplonun parçasına dönüşüyor. Yolsuzluk, organize suç, siyasi oyunlar ve şehrin karanlık sokaklarında saklanan sırlar, Mouse P.I. For Hire’ın hikâyesinin temelini oluşturuyor. Ana karakterimizin sert mizacı, keskin diyalogları ve klasik dedektif klişelerine göz kırpan tavrı da oyunun atmosferini güçlendiren önemli detaylar arasında yer alıyor.
Tabii atmosfer demişken, ilk fragmanından bu yana Mouse P.I. For Hire’ın en dikkat çekici tarafı kuşkusuz görsel tasarımına da özellikle değinmemiz gerek. Oyun, 1930’lu yılların siyah beyaz animasyonlarını andıran bir sanat yönetimine sahip. Rubberhose olarak betimlenen bu stil, karakterlerin esnek hareketleri, yüz ifadeleri ve çevredeki objelerin animasyonları adeta eski bir çizgi filmi oynuyormuş hissi yaratıyor. Bu tarz ilk bakışta sadece estetik bir tercih gibi görünse de oyunun kimliğini tamamen belirleyen en önemli unsur haline geliyor.
Özellikle silah efektleri, düşman animasyonları ve çevre tasarımındaki detaylar oyunun noir havasını güçlendirmeyi başarıyor. Dönemin dedektif filmlerini anımsatan iç mekan tasarımları da atmosfer konusunda oldukça başarılı görünüyor. Siyah beyaz sunuma rağmen ışık kullanımı sayesinde çevreler oldukça okunabilir duruyor ve görsel karmaşa oluşmuyor. Geliştirici ekip yine de sanatsal tercihlere ve genel kontrasta belli derecede müdahale edebileceğimiz grafik seçenekleri de sunmayı ihmal etmemiş.
Birinci şahıs peynir nişancısı
Teknik olarak Mouse: P.I. For Hire, benzer bir görsel stil ile ünlenmiş olan Cuphead’in açtığı yoldan ilerlemiş bir yapım gibi görünüyor. Ancak iki oyun elma ile armut gibi birbirinden ayrışıyor. Bu açıdan benim aklıma daha gerilerden, Lucas Arts’ın Outlaws adlı oyunu geldi. Çizgi film tarzı görseller ve birinci şahıs keskin nişancı türünü harmanlayan bu oyun daha yakın bir örnek. İzleri daha geriye takip edersek türün atası Doom’a kadar gidiyoruz ki, Mouse: P.I. For Hire’ı oynarken asıl şaşırdığım kısım bu oldu. Açıkçası ilk fragmanından itibaren kendine has bir albenisi vardı ama tüm olayının görsel stili olduğunu düşünüyordum. Fena halde yanılmışım.
Mouse: P.I. For Hire, boomer shooter olarak da adlandırılan Doom klonları içinde bugüne kadar oynadığım en keyifli oyunlardan biri oldu. Bölümler ilerledikçe silah çeşitliliği artıyor, çift zıplama, havada süzülme, kamçıyla kancalardan savrulma gibi yeni oynanış mekanikleri ekleniyor ve zorluk çok sert olmasa da kademe kademe artarak oyun ekran başında uyuşmanıza engel oluyor. Bölümleri araştırmak da ödüllendirici. Etrafa gizlenmiş odalar veya kasalardan bulacağınız para ve şemalar ile silahlarımızı geliştirebiliyor ya da toplanabilir eşyalar satın alabiliyoruz.
Tabanca, pompalı tüfek, makineli tüfek, dondurucu, dinamit gibi çeşitli silahların yanı sıra etrafta bizi Temel Reis gibi güçlendirip düşmanları yumruklarımızla darmadağın edebileceğimiz ıspanak, vurduğumuz tipleri ateşler içinde bırakacak olan acı biber gibi genellikle eski nesil çizgi filmlere göndermeler içeren anlık power-up’lar da bulunuyor. Oyunu oynadığım on saatlik süre içinde hiçbir noktada sıkıldığımı ya da bölümlerin uzayarak kabak tadı verdiği hissini almadım. Siyah beyaz kasvetli yapısına rağmen özellikle karakter etkileşimlerinde matrak bir yapıya da sahip olan oyunun bölüm tasarımları da çok detaylı olmasa da bir şekilde keşif dürtünüzü tetikleyecek düzeyde içeriğe sahip.

Caz ve kurşun sesleri
Noir tarzındaki bir oyunda müziklerin önemi oldukça büyük ve Mouse P.I. For Hire bu konuda da doğru yolda yürümüş. Caz ağırlıklı müzikler, saksafon temaları ve dönem hissi veren efektler atmosferi güçlendiren unsurlar arasında bulunuyor. Karakter seslendirmeleri de “geneliyle” sert dedektif filmlerini andıran bir ton yakalamayı başarıyor. Küçük rollerde gördüğümüz bazı karakterlerin sesleri tasarımlarını kaldırmasa da özellikle Jack Pepper’ın anlatıcı gibi çalışan iç sesi, hikâyeyi takip etmeyi kesinlikle daha keyifli hale getiriyor. Bu tarz dedektif hikayelerinde kahramanın olayları kendi bakış açısından yorumlaması büyük önem taşır ve Mouse P.I. For Hire da bu geleneği sürdürme konusunda gayet iyi iş çıkarmış.
Belasız peynir fare kapanında
Mouse P.I. For Hire, bağımsız oyunlar arasında kendine özgü kimliğiyle öne çıkan yapımlardan biri olmayı başarıyor. Klasik noir filmleri, eski çizgi filmler ve aksiyon odaklı dedektif oyunlarını bir araya getiren yapım, boomer shooter tarzı ile iyi bir denge yakalamış. Özellikle sanat yönetimi, atmosferi ve hikâye potansiyeli sayesinde şimdiden dikkat çekmeyi başaran oyun, yalnızca görsel tarzına güvenmeyip oynanış tarafında da güçlü bir deneyim sunarsa uzun süre konuşulabilir. Dedektiflik hikâyelerini, noir atmosferini ve sıra dışı bağımsız oyunları seven oyuncuların Mouse P.I. For Hire’ı şimdiden radarına alması gerekiyor.















