2Dark – İnceleme

Bir zamanların efsanevi korku oyunu Alone in the Dark‘ın yaratıcıları Frédérick Raynal ve Yael Barroz‘un da aralarında bulunduğu Gloomywood Studio, 2Dark ile her açıdan karanlık bir dünyayı önümüze seriyor.

Her Yer Karanlık  ♪
Resident Evil 7 dışında genellikle rengarenk oyunlarla dolu 2017 senesinin belki de en iç sıkıntısı veren oyunuyla karşı karşıyayız. 2Dark izometrik bakış açısına sahip, gizlilik üzerine kurulu, eski “point and click” türünde bir macera oyunu.

Karısı ve iki çocuğuyla güzel bir tatil geçirmek için gittiği bir göl kıyısında çadır kuran Bay Smith’in o gece başına gelecekler tüm hayatını tamamen bir kabusa çevirecekti… Bay Smith çadırın bir türlü sabit durmayan direğiyle cebelleşirken, karısı ve iki çocuğu zayıflayan kamp ateşi için ormana odun toplamaya giderler. Birkaç dakika sonra tüm o güzelim manzarayı korkunç çığlıklar doldurur. Bay Smith son hızla ailesinin gittiği yoldan ormana doğru koşar ve karısının canice katledildiğini; çocuklarının da bir araca bindirilip kaçırıldığını görür.

Bay Smith’in hayatını mahveden o geceden tam 7 yıl sonra… Tepetaklak olmuş olsa da hayatını bir şekilde sürdürmeye devam eden karakterimiz çocuklarından ümidini kesmez. Evini bir nevi dedektiflik bürosuna dönüştürür. Ardından kendini Gloomywood kasabasının sık sık kaybolan çocuklarının izini sürmeye ve sırayla onları kurtarmaya adar. Günün birinde kendi çocuklarına da ulaşacağı ümidiyle bu davadan asla vazgeçmez.

Kasabada kaybolan çocukların başına hiç de iyi şeyler gelmiyor. Bazıları manyak bir palyaço tarafından sirk hayvanı olarak kullanılıyor, hemen hepsi işkence görüyor, bir kısmı kesilip biçiliyor, dövülüyor, kötü koşullarda çalıştırılıyor ve daha başka aklınıza getirmek istemeyeceğiniz pisliklere maruz bırakılıyor. Biz de “kahramanlar her zaman pelerin takmaz” şiarıyla yola çıkıp bu tehlikenin had safhada olduğu mekanlara giriyor, polisin beceremediği işleri sessizce ve köklü olarak hallediyoruz. Her zamanki gibi hikaye ilerledikçe işler sarpa sarıyor fakat hiçbir şey masumlaşmıyor.

Orada neler oluyor?!

Nerede İnsanlık  ♪
Oynanış olarak zaman makinesi gibi bir oyun 2Dark. Oyuncuyu bir anda 90’ların tombik tüplü monitörlerinin, fan seslerinin, WordArt ve Mayın Tarlası’nın, disketlerin olduğu yıllara götürüyor. O yıllarda çok popüler olan “point and click” tarzı adventure oyunlarındaki öğeler 2Dark ile geri dönüyor. Farenizle sağ tuşa basılı tutarak veya wasd tuşarıyla karakterimizi oynatıyoruz . Eşyaları üzerine yürüyerek alıyor, sol taraftaki envanterdeki ilgili slota tıklayarak kullanıyoruz (gamepad ile oynayanlar için: Analog çubuk ile karakteri kontrol ediyor, dpad tuşları ile eşyalar arasında geziniyor ve üçgen / Y tuşu ile kullanıyoruz). Yani bir kapalı kapı varsa önce anahtarını bulup kapıya geri dönüyor, sonra envanterden anahtarı seçerek kapıyı açıp yolumuza devam ediyoruz. Bu mantık oyundaki hemen her eşya için geçerli. Sadece neyi nerede kullanacağımızı bilmek önemli.

Oyun genellikle isminin hakkını veriyor.

Bölüm tabanlı işleyen oyunun en önemli kısmı gizlilik. Gölgelerin ve karanlığın bol bulunduğu haritalarda düşmanlara görünmeden ilerlemeli, gerektiğinde shift tuşuna basılı tutarak parmak uçlarımızda yürüyüp ses çıkartmamalı, etraftaki ipuçlarından yola çıkarak çocukları bulmalı ve yine gizlilik içinde kapıları açıp mekanı topyekun terk etmeliyiz. Kabaca oyun bu şekilde işliyor. Fakat hiçbir şey böyle anlattığım kadar basit ve dertsiz değil. Bir mekana girdiğimizde önce orada neler olup bittiğini anlamamız gerekiyor. O haritada ne gibi düşmanlar var, onlardan nasıl saklanabiliriz, çocuklar nerede, bulmacaları nasıl çözebiliriz diye dolanırken bol bol ölmeyi ihmal etmiyoruz. Onlarca kez öldükten sonra kafamızda çözüm yolları beliriyor ve işe bu sefer daha ciddi bir şekilde işe girişiyoruz. Oyunda bir yerden bir yere gidebilmek, eşyaları bulmak ve kullanabilmek için de ışığa ihtiyaç var. Özellikle zifiri karanlık bölgelerde mum, el feneri gibi ışık kaynaklarını kullanıyoruz. Buları kullanırken de düşmanlara görünmemek ayrı bir çaba gerektiriyor. Çocukların yanına gittiğimizde onlardan sessiz olmalarını, bizi takip etmelerini veya bir yerde beklemelerini isteyebiliyoruz. Çıkışa giden yol her zaman tehlikelerle dolu oluyor. Kimi zaman sirk aslanları, kimi zaman kudurmuş köpekler, bazen özel korumalar veya serseriler. Kimsenin hayatını tehlikeye atmayacak şekilde güzergahımızı belirleyerek peşimize takılan çocukları çıkışa ulaştırıyoruz. Mekandaki tüm çocukları kurtardığımızda o bölüm bitiyor.

Ve burada da… Sanırım midem bulandı.

Kaderin Böylesine Yazıklar Olsun  ♪

2Dark tüm bunları yaparken stresten karın ağrıtan bir oyun. Bazen ne olduğunu anlamadan anında ölebiliyorsunuz. Köşede bekleyen bir serseri gözünün ucuyla bizi görüp aynı Hotline Miami’deki gibi çat diye alnımızdan vurarak gebertebiliyor. Veya aşırı karanlık bölümlerde elimizde fener olduğu halde göremediğimiz çukura düşüp bir anda nalları dikebiliyoruz. Özellikle ilk bölümdeki palyaço evinde görsel olarak seçmesi çok zor tuzaklar mevcut. Ben 5 kere üst üste aynı deliğe düşerek ölüp klavyeyi yumrukladığımı hatırlıyorum. Bir düşmanla karşılaştığımızda ise her zaman biz dezavantajlı konumda oluyoruz. Dayak yemeye çok müsait olan dedektifimizin elinde yeterince kurşunu olan bir silah varsa -ki genelde yeterince kurşun olmuyor- oldukça şanslıyız.

Oyunun ekranın sol tarafını kaplayan ve eşya buldukça kalınlaşan çok kullanışsız bir envanteri var. Her seferinde imleci o envanter demeye bin şahit tabloya sürüklememiz, sonra onlarca eşya arasından bizim işimize yarayacak olanı bulup seçmemiz, onu kullanmamız o kadar sinir bozucu ki anlatamam. Özellikle hızlı karar vermemiz gereken veya anlık silah değiştirmemiz gereken sahnelerde al başına belayı.

Zaten sinir bozucu bir hikaye ve atmosferin içerisinde bir de oyunun envanter mekaniğinin verimli çalışmaması stres seviyemizi bir hayli artırıyor. Bunun yanında anında ölebildiğimiz ve neden öldüğümüzü idrak edemediğimiz anları da ekleyince… Ölmek demişken; ölünce oyunu sinirle kapatmak dışında tek yapmamız gereken bir önceki kaydımıza dönmek. Bu arada oyun içinde yaptığımız tüm kayıtlar otomatik olarak birbiri üzerine yazılıyor. Yani, iki kayıt öncesine döneyim falan diyecekseniz bölümü en başından başlat seçeneğine alalım sizi. Oyunda ilerlememizi kaydetmek için yine o berbat envanterimizden çakmağımızı tutup sigara slotuna bırakıyoruz. Bay Smith sigarasını yakıyor, efkarla tüttürüyor ve biz sırf öldüğümüzde ta en baştan başlamamak için bu 5-6 saniyelik animasyona oyunun en can alıcı yerlerinde maruz kalıyoruz. Evet, karakterimizin dertlenip sigara yakması hoş bir detay ama oyunda kaydetme süresi bu kadar uzun olmalı mıydı?

Tüm bunların yanına bir de oyun hatalarını ekleyelim. Başka oyuncuların kayıt dosyalarının silindiğini duydum. Neyse ki bu kadar korkunç bir şey benim başıma gelmedi. Ara sıra açılması gereken kapının açılmaması, yürürken sağa sola takılma, sessiz ve düşmanın görüş menzilinin dışında olduğum halde alnımın ortasından tek yiyip ölmek gibi saçmalıklarla karşılaştım. Olabilir, koskoca AAA oyunlar bile yetersiz QA testlerinden geçip piyasaya çıkacak yüzü bulabiliyorken bu ufak ekibin bağımsız oyunu hatasız olamaz değil mi? Bunu geçtim fakat sırf zorluk artsın diye eklenmiş bazı kandırmacalara ne demeli? Bir örnekle açıklamak gerekirse ilk bölümün sonundaki palyaço savaşında psikopat düşmanımız bir anda karanlıklara giriyor. Biz de onu takip edelim dediğimizde puf diye tam arkamıza ışınlanıp bizi gafil avlayabiliyor. Hayır, palyaçonun doğaüstü güçleri yok. Kendisi karanlığa girince nasıl olsa onu göremiyoruz diye koca salonun başka tarafına ışınlamak oyundaki gerilimi artırır diye düşünmüş yapımcılar, belli ki. Ama bu ve görsel olarak aşırı zor seçilen tuzaklar gibi yapay zorluklar hiç de hoş şeyler değil.

Karanlıktan Aydınlığa, Bilmem Nasıl Çıkar Bu Sevda ♪

Biliyorum, oyunu baya bir yerden yere vurduk. Oyunun bu olumsuzlukları, yeterince sabır gösterip 3 bölüm geçtiyseniz neredeyse gözünüze o kadar batmaz oluyor.

Peki bu oyunun hiç mi güzel yanı yok? Tabii ki var. Oyun aslında kendi başına, kullanılamamış kocaman bir potansiyeller yığınından oluşuyor. Belki de yukarıdaki paragraflar o yüzden bu kadar acımasızdı. Bu oyunda çok güzel fikirler var; nostaljik 2 boyutlu arkaplanlar üzerine düşük poligonlu Playstation 1’de gördüklerimize benzeyen şirin (bu sıfat oyunla hiç uyuşmuyor, biliyorum) karakter modellemeleri var; teknik sıkıntılarını boş verip “ben yaşlı bir kurdum, beni bunlar yıldırmaz” diyen oyuncular için tadı çıkartılacak birbirinden ilginç bölümler var. Gitgide daha da karanlıklaşan bir hikaye; mezbaha, yetimhane, otel, terk edilmiş lunapark gibi ürkütücü mekanlar; bölüm aralarında döndüğümüz ve her döndüğümüzde ufak değişiklikler eklenen bir evimiz ve evin önünde bizden süt bekleyen bir de yavru kedimiz var.

İşin aslı; bu oyunun verdiğini alabilecek çok az oyuncu var. Bu sorunları bileğinin hakkıyla yere serecek, eski macera oyunlarını seven pehlivanlar bu oyunun zevkini en çok çıkaracak kişiler olacaktır. Benim de tavsiyem; tüm bu olumsuzlukları akılda tutarak ve oyunun tanıtım videosunu izleyerek neye bulaştığınızı anlayıp oyunu öyle satın almanız. Çünkü karşımızda o kadar olumsuzluğa rağmen oynanmayı hak edebilecek bir yapım duruyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz